FAZIL SAY’LA ERDOĞAN ARASINDA…


Zerki Sarıhan

Geçtiğimiz hafta piyanist Fazıl Say’la Tayyip Erdoğan’ın görüşmesi epey yoruma neden oldu.

Hatırlanacağı gibi Tayyip Erdoğan, annesinin ölümü nedeni ile Say’ı arayarak başsağlığı dilemiş, Say da onu konserine davet etmişti. Erdoğan yakın çevresini ve o sırada Ankara’da bulunan Amerikalı bir yetkili de yanına alarak bu davete karşılık verdi. Konser sonunda bir araya geldiklerinde Fazıl Say, geçmişteki sert paylaşımlarından ötürü Erdoğan’dan özür diledi. Erdoğan da ona bir Âşık Veysel plağı armağan ederek Külliye’de konser vermeye davet etti.

Kimi yorumcular bu görüşmeyi, Cumhurbaşkanı ile muhalif kesim arasında yıllardır sürmekte olan gerilimin yumuşatılmak istendiğine yordu ve olumlu karşıladı. Gazetelerde ve haber sitelerinde okunduğuna göre çoğunluk, Fazıl Say’ı eleştirdi. Benim kafamda da konu ile ilgili düşünceler dolanıp duruyor, araya başka konular girdiği için yazmakta biraz geç kaldım.

Recep Tayyip Erdoğan Fazıl Say konserinde

BİRİNCİ GERÇEK: Besteciler, icracılar, ressamlar, heykeltıraşlar, mimarlar, romancılar, şairlerin toplumu ilerletme ve insanlarda mutluluk duygusunu yaratmada başvuracakları araç sanatlarıdır. Hiçbir sanatçı sınıflar üstü ve tarafsız değildir, buna karşılık bütün toplumda yarattıkları etki, herhangi bir politikacıdan daha geniş ve derindir. Onların yarattıkları sanat eseri on yıllarca, belki yüzyıllarca yaşar ve toplumun moral değerlerini besler. Fazıl Say, başka hiçbir demeç vermese, siyasi hiç bir konuda konuşmasa bile yaptığı sanat yeterdi.

İKİNCİ GERÇEK: Fazıl Say, geçmişte Ömer Hayyam’dan yapılmış bir çeviriyi paylaştığı için davalık olmuş ve ceza da almıştı. Bunun gibi paylaşımlarından vazgeçmesi yeterdi. Erdoğan’dan özür dilemesine ne gerek vardı? Bu özür, ne işe yarayacaktır? Erdoğan, milleti kutuplaştıran söylemlerinden vaz mı geçecek, geçmişte söylediği ağza alınmayacak ve halen de devam ettiği sözlerle rakiplerini düşmanlaştırmaktan vaz mı geçirecekti? Bu özür dileme tek taraflı olduğu için bir çeşit boyun eğme anlamına da gelmiştir.

ÜÇÜNCÜ GERÇEK: Devletin en tepesinde bulunanların sinemaya, tiyatroya, konsere, sergiye gitmeleri doğal bir davranıştır. Bunun için sanatçıdan bir davet almalarına gerek yoktur. Davet edilmiş olsalar bile, bunu olağanüstü bir durum saymak galiba Türkiye’nin yaşadığı bu günkü garip durumdan ötürüdür. Bunu bir gösteriye dönüştürmenin anlamı nedir? Üstelik Cumhurbaşkanı Mozart’ı dinleme tavsiye edilmesini kendisine yapılacak bir işkence olarak gördüğünü açıklamıştı!

DÖRDÜNCÜ GERÇEK: Erdoğan’ın her seçim döneminde, kendisine oy verecek kitleyi büyütmek, bir kısmını ise hiç değilse tarafsızlaştırmak için pek çok kavramı kullandığını, sık sık söylem değiştirdiğini bilmeyen yoktur.  Bu tutumu yüzünden kendisine en ağır saldırıları yapan MHP’yi kendi yanına çekmiş, kendisine oy vermeyeceklerini anladığında Kürtlerle barışmak için kurulan uzlaşma masasını devirmiştir.  Erdoğan, zaman ve zemini uygun görürce Atatürk ve İnönü’yü “İki ayyaş” olarak nitelemiş, zaferlerin yıldönümünde onları yarım ağızla da olsa hayırla anmaktan geri kalmamıştır. Erdoğan, yanına Necip Fazıl’ı da koymak şartıyla Nazım Hikmet’in şiirini okumaktan geri kalmaz. Onun bu tutumu bilinmesi gerekirken, “Belki yumuşar” diye yeni bir dil tutturmakta bir anlam var mıdır?

BEŞİNCİ GERÇEK: Son zamanlarda toplumdaki saygınlığı azalmakla birlikte Erdoğan’ın başında fiilen bulunduğu kurumlar aracılığıyla devleti dönüştürmekte kararlı olduğu anlaşılıyor. Onun geçici olduğu konusundaki umutları sönmekte olan sabırsız bazı çevreler, onun tarafından itibar görmeye çalışıyorlar. Özellikle ellerinde bulundurdukları parasal imkânları kaybetmek istemeyen, hatta ceplerini daha çok doldurmak, devlet yanında itibar sahibi olmak isteyen ünlü kişiler bunun başını çekiyorlar. Saray’a çağrılmak, ödül almak ve herhangi bir kuruma üye olarak atanmak onlara onur kazandırıyor. Siyasi tarihimizde bunun sayısız örnekleri vardır. Daha gerilere gidilirse Selçuklu ve Osmanlı döneminde de çoğu şairin ve diğer marifet sahiplerinin en büyük amacı, Padişahın ilgisine mazhar olmak, bunun karşılığında ona övgüler düzmekti.

Soygun ve baskıya karşı çıkan bilim ve din adamlarının sonu ise Şeyh Bedreddin gibi darağacında can vermekti.  Ancak bu gibi şahsiyetler milletin kalbine gömülmüştür.

Sonuç olarak Fazıl Say ile Erdoğan arasındaki bu görüşme ve konuşma hak ve özgürlükler için mücadele eden ve gelecekte mücadele etmesi beklenen halk kitlelerinin zararına, Erdoğan’ın ise yararına olmuştur.

Fazıl say piyanoda ustadır ama siyasette henüz gençtir.  Hatadan dönüş için zamanı vardır…  (31 Ocak 2019)

Leave a Reply