ULUSALCILIK, MİLLİYETÇİLİK DEĞİLDİR


Zeki Sarıhan

Aslına bakılırsa kendisine “sosyalist” diyen biri için başka bir sıfat gerekmez. Çünkü sosyalizm, kitlelerin tarih boyunca siyasi mücadelelerinin bütün kazanımlarını kapsamaktadır.  Sosyalizm artık ilk ve ortaçağdaki gibi ütopik bir dünya görüşü de değildir. Bilimsel temellerine çoktan kavuşmuştur.

Sosyalizm, üreten ve emeği ile yaşayan sınıfların ideolojisidir. Bütün halkların hak eşitliğini kabul eder. Kendi millî renklerini taşımakla birlikte Japonya’daki veya İngiltere’deki bir sosyalistle, Şili, Küba, İrlanda, Cezayir veya İran’daki bir sosyalistin dünya görüşü aynı esaslarla oluşmuştur. Bunların ruh birliğine ve dayanışmasına “enternasyonalizm” denir. “Uyan artık uykudan uyan/ Uyan esirler dünyası” diye başlayan ortak bir marşları da vardır ve herkes kendi dilinden ortak bir ezgiyle bunu söylerken dünyayı sarıp sarmalamanın büyük heyecanını duyarlar.

Başka sınıfların da kendilerini ifade eden ideolojileri, simgeleri, müzik ve sanat anlayışları vardır. Örneğin uluslararası sermayenin hedefi, kapitalizmi yeryüzünün en uç noktasına ulaştırmak, milletleri ve halkları kendi buyrukları altında tutmaktır. Aralarında bir pazar rekabeti olsa bile, emekçilerin uyanmasını, örgütlenmesini ve iktidarı ele geçirmesini önlemek ortak amaçlarıdır. Uyguladıklarına emperyalizm denir. Kültürleri kozmopolitizmdir.

MİLLİYETÇİLİK NEDİR

1789 Fransız İhtilali’nin ürünü olan milliyetçilik, feodal ideoloji ve kurumları hedef almış, bu kurumları yıkarak yerine milli devletlerin kurulmasına öncülük etmiştir.  Bir burjuva ideolojisi olan milliyetçilik zamanına göre insanlığın ilerlemesine hizmet etmiştir. Kapitalizm, emperyalist aşamaya geçtikten sonra ise milliyetçilik emperyalist metropollerde ırkçılık biçimine bürünmüştür. Nazizm ve Faşizm bunun uç örnekleridir. Dünyanın geri kalan sömürge ve yarı sömürgelerinde ise milliyetçilik emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı direnen orta sınıfların, milli sermayenin ideolojisi olmuştur. Lâtin Amerika’da Bolivarcılar, Çin’de Sun Yat Sen, Türkiye’de Kuvayı Milliyecilik, Arap ülkelerinde BAAS’çılık bunun belli başlı temsilcileridir.

Ancak kendi milletinin bağımsızlığını isteyen milliyetçiliğin, başka milletlere ve kendi ülkesinde yaşayan farklı milletlere bu hakkı teslim edememek gibi bir zaafı da vardır. Örneğin Millî Edebiyat döneminin şairlerinden Mehmet Emin Yurdakul, Türkleri savunurken Yunanlılara köleliği uygun görmekteydi. “Vur eski kölesi utandır onu/ Bırakma uyusun, uyandır onu!” diye yazmıştı. İttihat terakki’nin milliyetçiliği Türkiye’yi büyük bir felakete sürüklemiş, Türkiye bir mezbahaya dönmüştü.

Türkiye’de milliyetçilik, CHP’nin 1937’de anayasaya koydurduğu altı oktan biridir. Bununla birlikte milliyetçilik anayasadaki ifadesinden başka anlamlara da gelmektedir. Türkçü milliyetçilik bunlardan biridir. Özellikle Alman ırkçılığını örnek alarak Türk ırkının üstün bir ırk olduğunu ileri süren, bütün Türklerin bir devlet çatısı altında birleşmelerini öngören 1940 milliyetçiliği, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafından kullanılmıştır. Amaç, aynı Almanların yapmak istedikleri gibi Türkleri Sovyetler Birliğinin üzerine sürmektir. Bu tarihsel koşullardan ötürü Türkiye’de milliyetçilik emekçi sınıfların hak mücadelesinin düşmanıdır ve Amerikan emperyalizminin savunucusudur. Milliyetçiler, 1960’lardaki bağımsızlık mücadelesinin önüne devlet koruması altında sivil komandolar olarak dikilmişlerdir.

KÜRESELLEŞMEYE KARŞI ULUSALCILIK

1990’larda Sovyetler Birliği yıkılıp düşman olmaktan çıkınca milliyetçilerin bir kısmı da ayıkmışlar ve “Biz ne halt ettik” dercesine şapkalarını önlerine koyup düşünmüşler ve Türkiye için asıl tehdidin Batı kapitalizminin “küreselleşme” hamlesinden geldiğini anlamışlardır. Batı kapitalizmi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme hevesini kullanarak Türkiye’nin ekonomik ve siyasal varlığına el koyma niyetini ortaya koymuştur. Devlet elinde avucunda ne varsa satıp savacak, eğitim bile özelleştirilecek,  her alanda serbest piyasa hâkim olacaktır.

Devletin çok uluslu şirketlere teslim olduğu bu koşullarda yurtseverlerden gelen tepkinin adına “ulusalcılık” denmiştir. “Milliyetçilik” denmemesinin nedeni, bu kavramın çok yıpratılmış olması ve milli güçlerin “milliyetçilik”le bir cephe oluşturulamayacak olmasındandır.

Ne var ki bu kez de “ulusalcılık” adı altında giderek milliyetçiliğin klasik tezlerine teslim olma dönemi başlamıştır. Artık hedefte Kürtler vardır.  Yakın tarihte buna Suriyeli göçmenler de eklenmiştir.  İslamcılığın siyasi temsilcileri “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldıklarını” söyleyip asıl olanın İslam kardeşliği olduğunu söyleyen tezlerini terk ederek MHP’nin klasik milliyetçiliğine teslim olmuşlardır. Türkiye yeniden “Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslüman” olunan bir devre adım atmıştır. Bu o kadar büyük bir gelişmedir ki, İslamcılığın karşısında olan cephe çözümün halk kitlelerinin örgütlenip bir halk demokrasisi yaratma hedeflerini unutarak Türkçülüğü savunma mevzisine demir atmıştır. Ulusalcılığın en hararetli savunucusu parti bile, bu sözcüğün zaten milliyetçilik anlamına geldiğini, öyleyse artık milliyetçiliği savunmak gerektiğini ilan etmiştir.

1959’da Emekli öğretmenler Cemiyeti “Emekli Öğreten” adında bir dergi çıkarmaya başladı. 27 Mayıs devriminin öğretmenlerde yarattığı heyecanın bir ifadesi olarak 1965’te derginin adını “Ülkücü Öğretmen” yaptılar. Ülkücülük, Meşrutiyetten beri kullanılan “mefkûreci”liğin Türkçesi idi. Mefkûreci Muallim kitabının okullarda okutulduğu yıllardır ve Türkçeleşme akımı döneminde adı “Ülkücü Öğretmen”e çevrilmişti. Bizler, toplumu cehaletten ve sömürüden kurtarmak isteyen birer ülkücü öğretmendik. Fakat bu ülkücülük milliyetçiler tarafından ırkçılık anlamında kullanılıp kirletildiğinden Emekli Öğretmenler, dergilerindeki bu adın yaygın ülkücülükle bir ilgisi olmadığını açıkladılar, sonra da dergilerinin adını 1976’da değiştirerek “Eğitim Öğretim” yaptılar.

ULUSALCILIĞIN BİZDEKİ ANLAMI

Biz bir grup eğitimci ve öğretmen kendimize “ulusalcı” diyoruz. Adı 2003’te konulan “Ulusal Eğitim Derneği” derneğimiz de var. Tüzüğüne de işlenmiş olan hedefi “Bağımsızlıkçı, aydınlanmacı, halkçı eğitim”dir. Derneğin “Halkçı Eğitim Derneği” olması da o günün seçeneklerinden biriydi ama “ulusalcılığın” bunu da kapsadığını düşündüğümüzden, demek ki biraz da güncel nedenlerle “Ulusal Eğitim Derneği” dedik. İçişleri Bakanlığı bu ada izin vermeyince bir süre “Bağımsızlıkçı Aydınlanmacı Halkçı Eğitim Derneği” adıyla çalıştık. Davayı kazanınca ilk adımıza döndük.

Bu öyle bir dengedir ve dernek de bunu kanıtlamıştır ki, hem yabancı dilde eğitime karşı çıkar, hem de ülkemizde halkın konuştuğu başka dillerin üzerindeki tutsaklık zincirini de kırmaya çalışır. Hem Suriye’ye Türkiye dâhil yabancı güçlerin müdahalesine karşı çıkar, hem de bu savaş nedeniyle yurtlarından kopan göçmenlere insan gibi davranılmasını ve çocuklarının hiçbir ayrıma uğramadan eğitim hakkından yararlanmalarını savunur.

Ulusalcılık, milliyetçilik değil, Kuvayı Milliyetçiliktir. Ulusalcılığı alelade milliyetçilik zannedenler yanılıyor. Sınıf kavramını göz ardı eden bir ulusalcılık olamaz. Çünkü “ulus”un çoğunluğunu emekçiler oluşturur. (18 Şubat 2019)

zekisarihan.com 

Leave a Reply