KIBRIS, KIBRISLILARINDIR!

Ecevit-Erbakan ortaklığının 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a düzenlediği Askerî Harekâtın 47. yıldönümünde Erdoğan, kalabalık bir heyetle Kuzey Kıbrıs’ı ziyaret ederek bazı “müjde”ler verdi. Lefkoşa Türk bölgesine bir külliye ve millet bahçesi yaptıracakmış. Kamuoyu esas başka “müjde”ler bekliyordu ancak o konulardaki hazırlıkların henüz yapılmadığı anlaşılıyor. Yazılıp söylendiğine göre, Kuzey Kıbrıs’ta da başkanlık sistemine geçilecek, bunu getiren yeni bir anayasa yapılacak ve devletin adı da Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olacakmış.

Asıl amaçları genişleme siyasetine uygun olarak Kuzey Kıbrıs’ı Türkiye’ye katmak olan Erdoğan iktidarı Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğü devam ettirecek, hatta daha da müzmin hale getirecektir

.

.

Bu konu yaklaşık 50 yıldır, kabuk bağlamış bir yaradır. Türkiye’yi dünyada yalnızlığa, Kıbrıs Türklerini yoksulluğa itmiş ve Türkiye’ye muhtaç hale getirmiş, bunlardan daha önemlisi Ada’da çoğunluğu oluşturan Rum halkını kendi topraklarında mülteci haline getirmiştir. Milletler ve devletler çok taraflı anlaşmalarla birbirlerine bağlı ve muhtaç olduğu için Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorun olmaya devam ediyor.

KİTABIN TAM ORTASINDAN KONUŞMAK

21 Temmuz tarihli “Kıbrıs Çözümsüzlüğü” başlıklı yazımda, bu konu ile ilgili geçmişteki tutumlarımdan birkaç örnek vererek başlangıçtan beri nasıl ilkeli bir tutum aldığımı anlatmaya çalışmıştım. Bu yazımda kitabın tam ortasından konuşarak rahatlamaya çalışacağım. Çünkü kim ne derse desin, bir haksızlığa karşı tavır almayan kişi o haksızlığa ortak olmuş demektir.

Ne yazık ki iktidarıyla, muhalefetiyle, İslamcısı, laikiyle Türkiye halkının büyük bir kesimi yıllardır kâh yüksek sesle yanlışları savunarak, kâh görmezlikten gelerek Kıbrıs’ta halkların çektiği sıkıntılardan sorumludur.

KARAR VERECEK OLAN KIBRISLILARDIR

“Kitabın ortasından konuşmak”, Kıbrıs halklarının kaderini Kıbrıslıların çizmesini kabul etmek demektir. Bu adada yaşayan Rum Çoğunluk ile Türk azınlık, Ada’da nasıl yaşamak istediklerine kendileri karar vermelidir ve verebilirler. 1960 Kıbrıs Anayasası ile bu karar verilmiş, Kıbrıs bağımsız bir devlet olmuş, er iki halkın egemenlikleri ve özgürlükleri güvenceye alınmıştı. Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak isteyen Samson darbecileri alt edilince bu statüyü korumak gerekirdi. Rumları EOKA’cı olduğu ve Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak istedikleri doğru değildi. Çünkü Kıbrıslıların gelirleri Yunan halkının gelirlerinden yüksekti. Cumhurbaşkanı Makaryos, Kıbrıs’ın bağımsızlığından yanaydı ve bloksuz bir siyaset de izliyordu. Kendileri Amerika’nın himayesine girmiş olan NATO’cu Türk yöneticileri Makaryos düşmanlığı üzerinde bir politika inşa etmişlerdi. Makaryos öldükten sonra da Rumluk, kötülüğün timsali sayıldı.

Kıbrıs’ta Rumlar ve Türklerin tek devlet çatısı altında yaşamaları gibi ayrı devletler hailinde tam bağımsız veya federe halde yaşamaları da mümkündür ve buna da her iki halk ayrı ayrı karar verme hakkına sahiptir. Bağımsız olmaları halinde Rum tarafının Yunanistan’a, Türk tarafının Türkiye’ye katılma hakları da vardır. Ancak buna da kendi özgür iradeleri ile karar vereceklerdir.

KUTLU ADALI NİÇİN ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ?

Bir ülkede başka bir ülkenin askerî varlığının bulunması, o ülkenin bağımsız olmadığının kanıtıdır. Şimdi sorabiliriz: Herhangi bir devleti Kuzey Kıbrıs devletinin bağımsız olduğuna inandırmak mümkün müdür

Kıbrıs Türk kesimi, doğrudan doğruya Türkiye’ye bağlıdır. Nerdeyse Türkiye’nin bir il’i gibidir. Bu bağımlılığa itiraz eden önemli bir kamuoyu da mevcuttur. Yalnız Türkiye, son KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi bu seçimlere de müdahale etmektedir. Kutlu Adalı’nın Mafya tetikçilerine öldürtülmesi  bile her şeyi açıklamaya yeter.

Kısacası Türk burjuvazisi Kıbrıs’a “çökmüş”tür. Buna da “milliyetçilik” gibi ideolojik bir kılıf uydurulmuştur. Aynı ideolojiden beslenen, aydınlanma, Atatürkçülük, Köy Enstitüleri gibi konularda mangalda kül bırakmayan bazı çevreler “Biz milliyetçiliği Kıbrıs dağlarına yazdık” diye övünmektedirler. Doğrusu onların açtığı bu yoldan şimdi gücü yetse dünyayı fethetmeye kalkışacak olan siyasi İslamcılar ilerliyorlar.

Rumların terk ettiği Maraş’ı yeniden yerleşime açacaklarmış. Maraş’ın zenginlikleri nerde? Oğlan yedi oyuna mı gitti? Uluslararası kuruluşlar Türkiye’yi protestoya hazırlanıyorlarmış. Bu gidişle Türkiye’nin dünyada yalnızlığı, yalnız Azeri gardaşlığı ile giderilemez. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok’tur” diyorlardı. Bunun tercümesi şudur: “Türk’ten başka herkese düşmanlık besliyoruz.”

Türklerin de hepsine dost olmadıklarını söylemlerinden anlıyoruz. Kendi halkına düşman olanlar bütün halklara da düşmandır. Kendi halkına dost olanlar bütün halkların da dostudur. (25 Temmuz 2021)

Leave a Reply