ALİ İLK DEFA ÇARŞI’YA GİTTİ

Ali’nin yaşadığı köy, ilçe merkezine 30 kilometre kadardır. Bu yol, altı saatte alınır. İlçe merkezi Fatsa’nın köyde birkaç adı daha vardır: Çarşı, Pazar, Aşşa (Aşağı). Köyden Çarşı’ya gidiş geliş bir gün sürer. Bu nedenle Çarşı’ya gidecek olanlar, sabah gün doğmadan yola çıkarlar. Komşu köy Güvez sırtını ağarken aşağıda Elekçi Deresi Karadeniz’e kadar göz alabildiğine uzanır. Gene de bir tepenin ardında kaldığı için Çarşı görünmez.

Köyden Fatsa’ya ulaşıncaya kadar, elekçi deresini 32 gez geçmeniz gerekir. Yanınızda yük hayvanı varsa, ya onun terkisine atlar, ya da paçalarınızı sıvar karşıya geçersiniz. Bu yolu, at ve eşek sırtında almak büyük bir lükstür çünkü hayvanlar çarşıya hep yük götürür, çoğu zaman dönüşte de boş gelmezler. Yük hafifse onun üstüne binip keyif çatarak yol almanız da mümkündür.

Ali ilk kez Çarşı’ya gittiğinde 10 yaşındadır. Çarşıda halasının yanında ikinci sınıfı okuyacaktır. Güneşin altın ışıklarını biçilmiş mısır tarlalarına serptiği güzel bir sonbahar günü Ali hayvanları otlatırken anası da ona dikiş makinasında don ve gömlek dikmiş, o gece oğluna sarılarak yatmıştır.

Al o gün Çarşı’ya gidecek köylülerle birlikte evden ayrılırken anası ona pırıl pırıl parlayan bir lira vermiştir. Çarşı’ya varınca bir lira da ağabeyi verecektir. Bir akrabasının daha verdiği bir lira ile Ali’nin okula başlarken tam üç lirası olmuştur. Bir lira ile neler alınmaz ki? Dört şişe gazoz, dört simit, veya tanesi 25 kuruştan dört adet çocuk kitabı…

Köyden çıkınca birlikte yolculuk yaptığı köylülerden biri Ali’nin eline ağırca bir taş tutuşturmuştur. “Nedir bu?” “Çarşı’ya cami yapıyorlarmış, ilk defa Çarşı’ya gidenler oraya varıncaya kadar taş götürecek. Âdettendir” diye şaka yapmıştır.

Peş peşe dizilmiş at, eşek ve katırların tıkır tıkır ayak sesleri arasında, altı saatlik bir yolculuktan sonra Çarşı’ya ulaşırsınız. Çarşı’nın bir ucu Mağazalarbaşı, öteki ucu Sülükgölü’dür. Mağazalarbaşı’nda sizi bir trafik levhası karşılar: “Şoför! Sür’at Felakettir. Azami sürat 25 km. 25 kilometreden fazla süratin cezası 15 lira.” Ordu-Samsun yolu buradan geçer. Çok seyrek olarak kamyonlara ve otobüslere rastlanır. Bir de Fatsa merkezinin nüfusunu gösteren levha göze çarpar: “Nüfus 5.000”

Mağazalarbaşı’ndan Çarşı merkezine inen caddenin iki yanında köylünün fındığını, patatesini, fasulyesini, cevizini alan mağazalar sıralanmıştır. Merkeze inerken caddenin iki yanında camekânlarına somun ekmekleri dizmiş, Çifte Fırınlar’ın yanından geçersiniz. Köylüler, öğleyin karınlarını buradan alacakları çeyrek veya yarım somun içine 100 veya 250 gram tahin helvasını koyup, genellikle dönüş yolunda yer. Hem beyaz somun ekmeği, hem helva köylülerin her zaman bulamadıkları bir ziyafet yerine geçer.

Çifte Fırınların hemen alt tarafında, kulakları sağır eden bir takırtı vardır. Burası bakırcılar çarşısıdır. Usta ve çıraklar bakırları döverek bundan kazan, tencere, güğüm, ibrik yaparlar. Lale Sineması’nı geçtikten sonra deniz kıyısına ulaşırsınız. İlk kez Çarşı’ya gelen köylü bu denizin büyüklüğünü “Dokuz hareni suyu içine alır” diye tanımlamış!

Sağ tarafta Cumhuriyet Meydanı vardır. Otobüsler buradan yolcu alırlar. Ordu’ya devam edecek araçlar boydan boya Sülükgölü Caddesini geçerler. Cadde ile deniz arasında iki katlı evler vardır. Bir yanı denize çakılmış kazıklar üzerinde Şehir Kulübü bulunur. Amirler, memurlar, mesai zamanları dışında burada buluşup oyun oynarlar.

Fatsa’nın pazarı, pazartesi günüdür. O gün çarşı çok kalabalık olur. Köyden hizmetkârlardan biri bu kalabalıkta ağasını kaybetmiş. Önüne gelene soruyormuş “Hasan Abimi gördün mü?” diye. Köyde olduğu gibi burada da herkesin birbirini tanıdığını zannedermiş. Takıl Pazarı denen üstü örtülü mekândan daha çok çarşıda oturanlar alışveriş yaparlar. Yakın köylerin kadınları, yetiştirdikleri ürünleri, sırtlarında bir heybe veya sepetle getirirler.

Faatsa Tahıl Pazarı

Eşi dava vekili olan halamgilin evi, Orta Büyük Cami’yi, ve yolun iki tarafındaki mezarlığı ve üstünde korkuluksuz beton bir köprü bulunan dereyi geçtikten sonra, sokağın başında iki katlı bir evdir. Karşısındaki eski mezarlıkta şamandıra denen bir “Elektrik fabrikası” vardır. Şamandıra, İkinci Dünya Savaşından sonra kıyıya vurmuş, buraya getirilerek elektrik fabrikası haline getirilmiştir. Motorun sesi, evin camlarını titretmektedir. Fabrika gece 24’te çalışmasını durdurmakta, kasaba da karanlığa bürünmektedir…

Çarşı’daki hayatla köydeki arasında uçurum vardır. Davavekili eniştemin kazancının da iyi olduğu anlaşılıyor. Kendisi Demokrat Parti’nin ilçe başkanıdır. Eve günlük birkaç gazete alınmaktadır. Hürriyet gazetesinde Amerikan çizgi bantları yayımlanmaktadır. Güngörmüşler, Gökler Hâkimi Gordon, Başında tek bir saç bulunan Profesör Nimbüs.

Pazar günleri yağlı pide yaptırmak gelenektir. Manavda kâğıtlara sarılı portakallar satılmaktadır. Nihat Kutsal’ın kitabevinde çeşit çeşit kitaplar bulunmaktadır. Okulda güzel resimli, testli ünite dergileri okutulmakta. Ali, bütün bunlara sahip olmayan köy çocukları yanında kendini çok şanslı saymaktadır. (24 Aralık 2021)

zekisarihan.com

Yeni Kitaplar:

  1. Hatice Altunay, Gül Yüzünün Dileği, Denemeler, Ankara, 2021, İzan Yayıncılık, 167 sayfa.
  2. Dr. Ahmet Cevat Yalın, Kökenim, Hayatım, İstanbul, 2020, Cinius Yayınları, 388 sayfa.
  3. Alev Coşkun, Samsun’dan Sonra En Zor 18 Ay-İşgal-İç Savaş- Diriliş, 2 Cilt, İstanbul, 2021, Cumhuriyet Kitapları, 975 sayfa.
  4. Kemal Düz, Bir Başka Ordu, İstanbul, 2021, Orta Bahçe Yayınları, 160 sayfa.
  5. Rıfat Okçabol, Üniversitelerin Sessizliği, İstanbul, 2020, Ütopya Eğitim Dizisi, 336 sayfa.
  6. Ahmet Gülen, Ne İçindeyiz Ne Dışında (Mülakatlarla Yakın Tarihimiz), Ankara, 2021, Bilgi Yayınevi, 352 sayfa.
  7. Hasan Akarsu, Mektuplarda Yaşamak, Ankara, 2021, Barış Kitap, 107 sayfa.
  8. Hasan Akarsu, Önümüz Kış, şiirler, Ankara, 2021, Barış Kitap, 95 sayfa.
  9. İbrahim Gerede, Eskişehir’de Demokratik Öğretmen Örgütlenmesinden Kesitler (1908-2020), Anılar Belgeler Yorumlar, Eskişehir, 2021, 486 sayfa.
  10. Dr. Niyazi Altunya, Türkiye’de Eğitimin Son 100 Yılı, Ankara, 2020, Eğitim-İş Yayını, 502 sayfa.  

Leave a Reply