“BEN POLİS MEMURU ALPASLAN…”

Birkaç yıldır facebooktan, bir arkadaşımın hesabın ele geçirmiş ve onun adını kullanarak şöyle yazışmalar yapıyoruz:

“Nasılsın?”

“İç güveysinden beri hallice. Buyur!”

“(…)Hediye çeki dağıtıyor. Seni de düşündüm. Telefonun faturalı mı?”

“Ah ne kadar duygulandım bilsen! Dünyada arkadaş canlısı kimse kalmadı. Beni düşündüğün için çok teşekkür ederim.”

“Telefonunun numarasını yazar mısın?”

“Yazmaz olur muyum: 01234567890”

Yazışma burada bitiyor. Hesabıma el konulmuş arkadaşı uyarıyoruz. Hesabını kurtarmak için uğraşıp duruyor.

Son birkaç yıldır 10-15 kez bu dolandırıcılık girişimiyle karşı karşıya kaldım. Yalnız ilk acemiliğimde saflığıma geldi. 80 lira kadar bir parayı kaptırdım. Savcılığa dilekçe verdim. Bir şey çıkmadı…

“TELEFONUZDAN PKK’LILARLA KONUŞMUŞLAR”

İki yıl önceydi. Polis memuru olduğunu ve karakoldan aradığını söyleyen biri, benim telefonumla PKK’lı biri ile konuşmalar yapıldığını, bu sorunu çözmek için görüşmemiz gerektiğini söyledi. Hangi karakoldan aradıklarını sordum. “Semt karakolundan” dedi. Telefonumu kapatmadan arabaya atlamamı ve tarif edecekleri yere gelmemi istedikleri bende şafak attırdı. Karakola gelmemi istemiyorlardı. Telefonu kapattım ama böyle işlerin muhatabı seçilmiş olmamdan canım sıkılmadı değil.

Birkaç yıldır, İçişleri Bakanlığı, bu tip çetelerin telefonlarına inanmamamızı ihtar eden mesajlar paylaşıyor. Basından da bu yolla dolandırılan yaşlı ve saf kişiler hakkında haberler okuyoruz.

“FETÖCÜLER ADINIZA ŞİRKET KURMUŞLAR”

Fakat önceki gün karşılaştığımız dolandırıcılık girişimi biraz daha etraflı düşünülmüştü ve az daha tongaya düşüyorduk.

“Zeki Sarıhan’la mı görüşüyorum?”

“Evet, benim, buyrun!”

“Müsait misiniz beyefendi”

“Evet, buyurun!”

“Beyefendi ben Çankaya Karakolundan arıyorum.” (Eyvah, gene bir yazımdan ötürü geçen yılki gibi ifademi mi alacaklar?) Adım Alpaslan. Nüfus Cüzdanınızı kaybettiniz mi?”

“Kaybetmiştim ama yenisini çıkardım.”

“Beyefendi sizin kimliğinizi ele geçirmişler. Fetüsüler, bununla şirket kurmuşlar. Bu Fetöcü hainler, sizin gibi memleketini seven, vatana bunca hizmet etmiş kişilerin adını kullanarak ihanetlerine devam ediyorlar. (Bu cümleleri, defalarca ve hızlıca tekrar etti. Bu adam benim memlekete hizmet ettiğimi, nerden biliyordu? Bende şüphe oluşmaya başladı. Bu bir polis dili değildi. Ayrıca konuşma sırasında benim milletvekilliği yapmış biri olduğumu söyleyince araştırmalarının sağlıklı olmadığı da anlaşılıyordu)

“Allah Allah, şu işe bak! Dolandırıcılar durup dururken başımıza iş açmışlar.”

YAKALANANLARIN FOTOĞRAFLARINI DA GÖNDERDİLER!

 “Bunlardan ikisini yakaladık. Şu anda nezaret altındalar. Fotoğraflarını telefonunuza gönderiyorum. Bunları tanıyor musunuz?”

Ve saniyede karakolda çekildiği anlaşılan sarışın bir kadınla sakallı bir erkeğin duvar önünde çekilmiş fotoğraf telefona düşüyor. Daha ben fotoğrafları inceleyemeden telefon yeniden çalıyor ve aynı kişi yanıtımı bekliyor. Sonra benim kimlik bilgilerimi tek tek bana okuyarak doğrulatıyor. Olayın gerçek olabileceği gibi bir kanı oluşurken konuşmamızı duyan eşim ne olduğunu anlamak için yanıma geliyor. “Avukatım yanımda” diyerek telefonu ona devrediyorum. Bu kez onun bürosuna girip çıkanlardan kimliğini çalan olup olamayacağı soruluyor. “polis” ve “komiser”den biri bırakıp biri alıyor. İkimizin telefonunu da meşgul ediyorlar. Onun kimlik bilgilerini de doğrulamak istediklerinde eşim “Beyefendi böyle olmaz. En iyisi ben karakola geleyim, orada görüşelim” deyince telaşa kapılıyorlar. “Karakola gelmeniz riskli olabilir” diyorlar, bizde şüphe artıyor. “Niçin?” diye sorduğumuzda zanlıların yakınlarının karakolun kapısında beklediğini, bize nahoş bir harekette bulunabileceklerini söyleyince bunun polis tarafından söylenemeyeceğini anlıyoruz. Arada “Sizi biz aracımızla aldıralım” dediklerinde işin foyası iyice ortaya çıkıyor.

Eşim bir taksi çağırarak yola çıkıyor. Onun karakola gelmekte olduğunu söylemem üzerine telefonları kapanıyor. 15 dakika sonra ben arıyorum. Önce meşgul sesi geliyor, sonra bu telefonun devre dışı olduğu otomatik yanıtı! Gönderdikleri fotoğrafı da kendileri silmişler!

Şenal Karakola vardığında görüştüğü nöbetçi amir “Bu bizim günde birkaç kez karşılaştığımız bildik bir hikâye” demiş. Şenal şikâyetçi olmuş. Benim ifademi almak üzere de karakoldan tutanak polisi eve geldi. Olayı bir de ben anlattım. Fakat Savcılık, mahkeme kapılarında beklememek için şikâyetçi olmadığımı söyledim.

Bu dolandırıcılar anlaşılan herhangi bir daireden ele geçirdikleri nüfus cüzdanımdaki doğum tarihime (1944) bakıp benim vücutça ve zihince düşkün bir eski milletvekili olduğumu sanarak kendilerine bir poşet para teslim edebileceğimi düşünmüşler. Yöntemlerini de bayağı geliştirmişler fakat her yalancı dolandırıcı gibi yazdıkları senaryolarda tutarsızlıklar ortaya çıkıyor.

Türkiye son zamanlarda garip bir ülke oldu. Birçok insan emeksiz para sahibi olma yolunu seçti. Yoksulluk mu arttı, yoksa ahlaksızlık dibe mi vurdu? Koku, balığın başından kuyruğuna mı vurdu? Tanıdığım bir polis memuru, Türkiye’de ahlakın zerresi kalmadığını, kendisinin de birkaç ay sonra emekliliğini isteyerek sistemin dışına çıkacağını söyledi.  (25 Eylül 2021)

Leave a Reply