Biraz da ezber bozalım-12 CUMHURİYET ÖĞRETMENİ NE DEMEK?

Biraz da ezber bozalım-12

CUMHURİYET ÖĞRETMENİ NE DEMEK?

Zeki Sarıhan

Birkaç yıldır, bazı öğretmenleri övmek için kullanılan bir deyim ver: “Cumhuriyet öğretmeni.”

Doğrusu bu kavramın neyi karşıladığını pek anlayabilmiş değilim.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra doğmuş veya meslek hayatına başlamış öğretmeni mi?

Yoksa feodal anlayışları reddedip çağdaş, batıcı değerleri kabul eden öğretmeni mi?

“Cumhuriyet öğretmeni” sanırım daha çok bu ikinci anlamda kullanılıyor.

Fakat burada bir sorun var: Cumhuriyet ilan edilmeden önce öğretmenlik yapanlar için bu niteleme kullanılmıyor. Oysa ülkemizde 1848’de Öğretmen Okullarının kuruluş tarihiyle başlayan eğitim ve öğretmenlerin 1908’de başlayan örgütlenme tarihini az çok bilenler, ilerici ve çağdaş düşüncelerle donanmış öğretmenlik hayatının 1923’le başlamadığını bilirler.

Kuşkusuz 1923 öncesi öğretmenlerinin de 1923 sonrası öğretmenlerinin de hepsi ilerici değildi. Bugün de olduğu gibi bu mesleğin içinde her türlü düşünceden insan vardı. Fakat kabul etmek gerekir ki, Tanzimat’tan sonra ülkeye az çok bir aydınlanma ışığı serpilmişse bunda en büyük pay sahibi olan kesimin başında öğretmenler gelir. Tevfik Fikret’in 1910’da yayımlanan Darülmuallimîn Marşı’nda da ifade ettiği gibi öğretmen okulu mensupları, (marşın bugünkü dille ifadesinde) “bilgi ışığıyla donanmış, bayraklarında gerçeğin ayetleri okunan, tasanın sonsuz düşmanı düşünme ordusu” idi. “Bilgisizliği, geceyi yıkar”, “bilime hizmet eder”, ışık orduları” idiler.

“Milli Mücadele’de Maarif Ordusu” araştırması, bana Kurtuluş Savaşı yıllarında öğretmenlerin muazzam mücadelelerini ve yalnız bağımsızlık için değil, ileri bir Türkiye için de nasıl canla başla çalıştıklarını öğretti. O öğretmenler, bir günde ortaya çıkmadı. Fransız İhtilalinin ve 20. Yüzyılın başlarında giderek yaygınlaşan, dünyayı saran sosyalist devrimin etkisindeydiler. Ethem Nejat, bunların temsilcilerinden biridir.

“Cumhuriyet öğretmeni” sınıfına sokulan kişiler, dünyayı nasıl yorumlarlar? Laikliğin elde bir olduğu anlaşılıyor. Fakat onlar acaba, içinden geldikleri emekçi sınıfların iktidara gelmesi konusunda ne düşünürler?

HALKIN ÖĞRETMENİ

Türkiye öğretmenlerinin ayırıcı özelliklerinden biri, devrimci olmaktır. Emperyalizme ve işbirlikçilerini alt edip yerine bir halk iktidarı kurmak isteyen güçlerle birlikte hareket etmektir. Onların devrimci yanı uzun yıllar baskı altına alınmış, dernekleri bile kapatılmış, ancak 1960’tan sonra yükselen sosyalizm akımı öğretmenlerin asli kimliklerine yeniden kavuşmasını sağlamıştır. Bakınız Türkiye Öğretmen Dernekleri Millî Federasyonu’nun son yılları, TÖS ve İlk-Sen, bu mirası devralan TÖB-DER, Eğit-Der, 1980’den beri eğitim sorunlarını sırtında taşıyan Öğretmen Dünyası, 1990’da kurulan iki öğretmen sendikası olan Eğitim-İş ve Eğit-Sen, hep o temel düşünceye, yani halk iktidarı düşüncesine dayanıyordu. Bu nedenle biz kendimize “halkın öğretmeni” diyorduk.

“Halkın öğretmeni”, kendisini halkına, halkının çıkarlarına adamış devrimci öğretmen demekti. O, kurtuluşunu ancak halkın kurtuluşu ile mümkün olduğunu bilirdi. Bütün kurtuluş savaşlarının destekçisi, din, dil, ırk ayrımı yapmadan bütün halkların dostu idi.

“Halkın öğretmeni” kavramını bırakarak övgüye değer öğretmenler için “Cumhuriyet öğretmeni” sıfatını kullanmak, üzerinde durulması gereken bir gerilemeyi ifade ediyor.

Artık herkes biliyor ki, bir devletin adının “Cumhuriyet” olması, yaraya merhem olamıyor. Çeşit çeşit cumhuriyet var. Kast edilen, adı 1923’te konulan Cumhuriyet ise, rejimin bir memuru olarak öğretmen orada inisiyatif sahibi değildir. Özellikle rejimin ilerleyen yıllarında millî bayramlarda kürsüye çıkarılıp konuşturulan öğretmenlerin konuşmalarından herhangi birini okumuş iseniz, bunda vatan, millet, Sakarya edebiyatından başka bir şey bulmanız imkânsızdır. Başka türlü konuşup yazanlar, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz gibi mesleğinden ediliyorlardı.

İyi öğretmenler için “Cumhuriyet öğretmeni” sıfatını kullanmak, ya cumhuriyet sözcüğünde bir keramet aramak, Tek Parti Döneminin millete verdiğinin yeterli olduğunu sanmaktan kaynaklanır. Bugün adını iyilikle andığımız bazı eğitim yöneticileri bile devletin eğitim yoluyla halka verdiğini ve yetişen öğretmen tipolojisini çok eksik görerek 1940’ta Köy Enstitülerini açmışlardı. Bu bile enstitüler ürünlerini vermeye başladığında rejimin uykularını kaçırmaya yetti.

Laik bir dünya görüşüne sahip olmakla yetinen, emekçilerin iktidar kavgasına, halkların dostluğuna ve kardeşliğine ilgisiz kalan bir öğretmen kendisine “Cumhuriyet öğretmeni” diyebilir. Başkaları onu böyle niteleyebilir. Ne var ki bu, evrensel bir öğretmen nitelemesi değildir. Dünyanın her yanında en saygıdeğer öğretmenler, öğrencilerini halkın çıkarları doğrultusunda eğitmeye uğraşan, kendisini de halkın mücadelesinin bir parçası gören meslek mensuplarıdır ki, bizim tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bu insanlara “Halkın Öğretmeni” denir. (20 Kasım 2017)

Fotoğraf, TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt, öğretmenlerin “halkın öğretmeni” olduğu bir dönemde miting alanında meslektaşlarını selamlıyor. (İnternetten indirilmiştir)

 

Leave a Reply