CEYHUN ATUF KANSU 100 YAŞINDA

Zeki Sarıhan

Ceyhun Atuf Kansu’nun, bu yıl doğumunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle anılacak olmasına ne kadar sevindim bilseniz. Sıcacık yüreği halk sevgisiyle dolu bu çocuk doktorunu sevmeyen var mıydı? Var olmalı ki, Atilla İlhan’ın “1940 karanlığı” dediği yıllarda bir taraftan Numune Hastanesinde çalışırken diğer yandan Altındağ’da çocukların dertlerine derman bulmak için bir muayenehane açtığında, peşine gizli polisler takmışlar. O da bazı aydınlar gibi Avrupa’ya kapağı atma yerine Turhal Şeker Fabrikası’nda görev alarak burada 11 yıl çocuk doktorluğu yapmış. “Kızamık Ağıdı”nı, “Dünyanın Bütün Çiçekleri”ni o yıllarda yazmış olmalı.

“1960’lı” denebilecek benim kuşağım, onu Varlık dergisindeki okumaya doyamadığımız yazılarından tanıdık. Bir an önce öğretmen olup karanlıklar içindeki köylerimizi aydınlığa çıkarmak için yanıp tutuştuğumuz heyecanlı gençlik yılları. “Bir Kasaba Hekiminin Not Defteri”, hele hele “Köy Öğretmenine Mektuplar” yazı dizilerinin bizde uyandırdığı halka hizmet coşkusunu nasıl unutabiliriz.

Bu nedenledir ki, 1967’de kız kardeşim Fatma ile Ankara’ya geldiğimizde ziyaret etmek istediğimiz birkaç kişinin başında geliyordu. Çalıştığı Etimesgut Şeker Fabrikasında ziyaretine gittik. Bizi beyaz önlüğü ile karşıladı. Söyleşimizin tadını unutamam. Bu görüşmede, Fatsa’da çıkarmakta olduğumuz İleri Köy gazetesi için kendisinden yazı istediğimde memnuniyetle kabul etti.  Az satışlı da olsa taşrada çıkan dergilere yazı yazmayı bir görev biliyordu.

Babası Nafi Atuf Kansu gibi Cumhuriyet’in kurucu bir ailesine mensup olan Ceyhun Atuf Kansu, Kurtuluş Savaşı hakkında “Sakarya Meydan Savaşı” gibi destanlar ve Mustafa Kemal Atatürk hakkında çok yazı yazdı. “Havza Yollarında Mustafa Kemal” şiiri gibi derin bir halkçılık romantizmiyle yazılmış başka bir şiir yoktur. Onu 19 Mayıslarda okul törenlerinde çok okuttuk, Türkçe derslerinde inceledik. Cumhuriyetin halkçılık ilkesinin nasıl ayaklar altında olduğunu biliyordu. İsmail Hakkı Tonguç’la da hısımdılar ve onunla aynı ülküleri taşıyorlardı.

1977’de Ankara’ya gelip yerleşmemden sonra birkaç kez karşılaşmamız olmuştur. Birinde onu Kızılay’da yalnız yürürken gördüm. Hemen koluna girdim ve hem yürüyor, hem sohbet ediyorduk. Söz arasında dedim ki:

“Üstadım, siz yazılarınızda Atatürk’ü hep halkın içinde gösteriyorsunuz. Oysa hakkında yazılanlardan onun 1930’lu yıllarda Çankaya Köşküne çekilip halkla bağının zayıfladığını biliyoruz.  Siz de biliyorsunuzdur.”

Verdiği yanıt çok önemliydi ve bu nedenle hiç unutmadım. Bir baba edasıyla omzuma dokundu ve dedi ki:

“Bilmez miyim, bilmez miyim? Canım öyle istiyor da onun için öyle yazıyorum!”

17 Mart 1978’de Hacıbayram Camiinden kalkacak cenazesine giderken, cami avlusunun onu sevenlerle dolup taşacağını sanıyordum. Avluda 30-40 kişi görünce büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Gençliğimizin, öğretmenlerin ilgisizliğine üzüldüm. Demek ki devrimcilikte mangalda kül bırakmayan yeni nesil devrimciler, halk sevgisini şiir ve yazılarına dökmüş, Türk edebiyatının doruğunda olan, bu nedenle de Şairlerimizin Cumhurbaşkanı olarak anılan Ceyhun Atuf Kansu’nun farkında değillerdi. Onun Kuvayı Milliyecilikten süzülüp getirdiği halkçı damarın farkında değillerdi ve millî demokratik devrimi bu mirasın üzerine bina etmeyi düşünmüyorlardı. TÖS’ün ve TÖB-DER’in ilk kuşağı da mücadeleden çekilmişti ve TÖB-Der dergisinde Köy Enstitüleri anılmaz olmuştu. Onun yerini Sovyetlerdeki “Politeknik” edebiyatı almıştı.

2003’te Ulusal Eğitim Derneği’ni kurduktan dört yıl sonra 8 Mart 2007’de Bolu İzzet Baysal Üniversitesinde düzenleyeceğimiz bir eğitim kurultayı için Bolu’ya giderken oğlu Işık Kansu ile birlikteydik. Kitapları üzerinde konuşurken her birinin telif haklarının satıldığını öğrendim. Biri dışında. O benim hayranı olduğum 1964’te tek baskı yapmış “Köy Öğretmenine Mektuplar”dı. Hemen bu kitabı dernek yayınları arasında basmaya talip oldum ve Işık da bu isteğimi kabul etti. Kitabın kapağına koyduğumuz köy çocukları fotoğrafı onun şiirlerindeki temayla ne kadar da uyum içindeydi. Onlar Kansu’nun en güzel çiçekleriydiler. Buram buram memleket kokan…

Kitap fuarlarında kitaplarımı imzalamak için tezgâh başında otururken bazı okuyucular kitaplarımdan hangisini tavsiye ettiklerini sorduklarında “Köy Öğretmenine Mektupları gösteriyor ve tek bir kitap alacaklarsa bunu almalarını öneriyordum. Ertesi yıl (2008) ikinci baskısını yaptık. 11 yıldır yeni baskısı yapılmadı. Öğretmenler, çocuklarımız için Kansu’nun ifadesiyle “Balım Kız Dalım Oğul” diyen bir ruha sahip olmazlarsa eğitim hizmetini ancak mekanik bir öğretim olarak yürütebilirler.

59 yıllık yaşamında 10 şiir kitabı, 11 deneme, 3 tıp, 2 çocuk kitabı sığdıran Ceyhun Atuf Kansu’nun 100. Yaşı ile ilgili programlar, şu karanlığın gitgide koyulaştığı ve umutların sönmeye yüz tuttuğu ortamda, arkamızı sağlam bir kaleye dayama duygusunu uyandırabilir. Tarih boyunca iyi insanların yapıtlarıyla yarattığı dünya, hep böyle sağlam birer kale görevi yapmıştır.  (21 Şubat 2019)

zekisarihan.com

Leave a Reply