FATSA’DA ON GÜN

“İnsanın vatanı çocukluğudur” demişler. Hangimiz özlemez ayak izlerinin olduğu, çelik çomak oynadığı yerleri.

Yılda bir kez olsun, Fatsa’nın Beyceli köyüne gidip beş on gün gezip tozmadan, komşularla sohbet etmeden, köydeki değişiklikleri izlemeye çalışmadan duramam. O kadar söz ettim ki, bazı okurlarım da “Okuya okuya biz de sanki Beycelili olduk” diyorlar. 

Bu yıl da, 4-14 Eylül günleri arasında on gün köyümdeydim. Karadeniz’in havası bu mevsimde “çalgarış”tır. Kâh güneş açar, kâh yağmur çiseler. Başınızda şapka, elinizden şemsiye eksik olmayacak. Beyceli’de kardeşim Ayhan’la ortak bir evimiz, yazın İstanbul’dan köydeki evine göçen Fatma ablam ve iki yeğenim ve sevgili komşularım var.  ayrıca orada dikili ağaçlarım da bulunuyor. Bu yıl nedense meyve ve sebze pek olmamış. Ortakçıya verdiğim 8.5 dönüm bir fındık bahçem de var.

Kardeşim Ayhan ve eşi ile evimizin kapısında. (Fotoğraf: Aslıhan Sarıhan Özakay)

Fındık mevsimi bitmek üzere. İstanbul’da, Fatsa’da oturan köyle bağları güçlü olanlar da bu mevsimde köye akın eder. Böylece köy, köylülerimizle buluşma yeridir de. Yaşlılarla gençler tanışır.

Köy sosyolojisine meraklı biri olarak birkaç yıldır ilk gözüme çarpan şey, köydeki büyük değişimdir. Değişikliğin başını ulaşım ve makineleşme çekiyor. Hemen herkesin bir otomobili var dense yeridir. Ayrıca birçok ailede köy içi yük ulaşımını sağlamak için küçük motorlu araç da bulunuyor. Mahalleler arasında ve köyle Fatsa arasında vızır vızır arabalar işliyor. Yol üç yıl önce asfaltlanmıştı. Geceleri bütün evlerden ve sokak lambalarından ışıklar yılsızlar gibi parlıyor.

Kışın köy önemli ölçüde boşalıyor. Gene de iki okul minibüsü, çocukları evlerinden toplayıp 7 km. aşağıda Çatak’a ve Fatsa’ya taşıyor. Boş kalmış iki ilkokul restore edilmiş, “Yaşam Merkezi” adıyla buralarda açılacak kurslara veya etkinliklere hazır hâle getirilmiş. Bir aile hekimi de haftada bir gün buraya gelerek reçeteleri yazıyor.

Bu yıl fındık geçen yılkinden eksik. Köylüler fındıklarını eskisi gibi ilçe merkezine götüremiyor. Kooperatife teslim etmek üzere günlerce çuvalların üzerinde beklemiyor. Köyde iki bakkal-tüccar, telefon üzerine kamyon gönderiyor, fındık çuvallarını üreticiden alıyor, bir makinada kuruluk testinden geçiriyor, artık randımana bakmak yok. Acele paraya ihtiyacı olanlar, günlük rayiç üzerinden parasını cebine koyup gidiyor. Kimisi de fiyatların artacağını umarak fındığı emanet bırakıyor. Hangi gün parasını almak isterse o günkü fiyat üzerinden hesabı kestiriyor. Köye vardığımda fındık fiyatı 72 liraydı. On gün içinde 87 liraya çıktı. Yeğenim Sabri’nin fındık mağazası ağzına kadar dolu. Dört-beş kişi çalışıyor. Kamyonları hemen her gün yükleyip Ordu ve Fatsa’ya sevk ediyorlar.

Beyceli’den fındık sevkıyatı.

FATSA ÇOK BÜYÜMÜŞ

Asıl amacım Beyceli’de birkaç gün geçirmekle birlikte her gidişimde Fatsa’da da çeşitli ziyaretler yaparım. 1950’lerde beş bin nüfuslu bir kasaba olan Fatsa 150.000 kişilik bir şehir olmuş. Hatta çevre ilçelerden ve köylerinden Fatsa’da ev alıp nüfuslarını taşımayanlarla bu nüfusun 200.000’e çıktığı söyleniyor. Bu kez Fatsa’da ilk edebiyat dergisi Gargalak’ı çıkaran Volkan Odabaş’la da bir araya geldik. Dergicilik deneyimlerimden kaynaklanan önerilerimi yaptım. Fatsa Belediyesi Kültür Müdürü Cevat Erbil’le yarım gün geçirdik. Bana Belediye’nin Fatsa tarihi ile ilgili değerli kitaplardan bir takım armağan etti. Beni emekli ilköğretim Müfettişi Dursun Mehmet Taşkın’ın altı yıl önce evinde açtığı ve bin objeden oluşan Müze Sınıfı’nı görmek için Uzundere köyüne götürdü. Çevreden zaman zaman bazı okullardan gelip burada tarih dersi işleniyormuş.

Fatsa Belediyesi Kültür Müdürü Cevat Erbil’le.

Akrabalarımın yaşadığı Demirci köyüne gittim. Bu köyde eski okul binasında yedi kadının kurduğu üretim kooperatifini gördüm. Bir kavanoz da merolcan (diken ucu) turşusu aldım. Komşu Kabakdağı köyüne çıktık. Kabakdağı, kültür çalışmalarında Beyceli’yi çoktan sollamıştı. Köy meydanında haftada bir gün yerel ürünlerin satıldığı pazar yerini gördüm. Soracak kimseye rastlayamadığım için Terzi Fikri’nin mezarını göremedim. Yalıköy’e geçerek son kitabımda yer alan ilkokul öğretmenimin fotoğrafını gönderen Haşim Karamustafa’ya kitabı bıraktım.

Sudere Köyündeki müzenin önünde Dursun Mehmet Taşkın’la.

Fatsa’da bir hayli aydın var ama birbirleriyle bağlantıları zayıf. Sol partilerin yöneticileri ile tanışma imkânım olmadı. Yakınlarda seçilen CHP ilçe başkanı Onur Çam’ı ziyarete gittiysem de önemli bir toplantısı olduğundan beni sonra arayacağını sekreteri aracılığıyla bildirdi ise de aramadı! CHP ilçe örgütünü sora sora buldum. Kapı duvar! Kapısına kim bilir kaç gün önce bir fatura sıkıştırılmış, her halde kutlamak için gönderilen bir sepet çiçek de kapı önüne konulmuş. Buraya kimsenin uğramadığını, CHP’nin de niçin Fatsalılardan beklenen oyu alamadığını gösteriyor… Yeğenlerim Özgür ve Hülya’dan başka ziyaret ettiğim kişiler: Kitapçı İsmail, Avukat Abdullah Çam, İstanbul’dan fındığa gelmiş Avukat Vural Soytekin, yazılarımı yayınlamakta olan Güneş Gazetesi sahibi Feridun Altuntaş, Emekli öğretmen Kemal Gencay, mobilya mağazası sahibi, 1960’ladan arkadaşım, İsmet Bayındır’ın kardeşi Hikmet Bayındır muhasebeci Rüstem Gürler, öğrencim araştırmacı Celal Çukurlu, şair-emlakçı Hasan Gencay, ve onun bürosunda öğrencilerimden ikisi. (Fatsa’nın Yassıtaş köyünde 1965-1967, Fatsa Ortaokulunda ise 1975-1975 öğretim yılında öğretmenlik yapmıştım. Her ikisinden de sürgün nedeniyle Fatsa’dan ayrılmak zorunda kalmıştım.) Eski dostum Reşit İnanır’a da tesadüfen işlettiği tekel bayiinde karşılaştım.

Görülecek, öğrenilecek, uğranılacak çok yer ve kişi var ama hem köyde hem şehirde bunu on gün içinde yapmak mümkün değil. Bir kısmı başka ziyarete kaldı. Sağlık olsun da… Rahime’nin,  komşu Şaziye’nin, gelin Fatma’nın, Hülya yeğenimin yemekleri ve Fatma ablanın yaptığı “dingil”in tadı damaklarımda kalmış halde Ankara’ya hareket ettim. (17 Eylül 2023)

 

Loading

Leave a Reply