KUDÜS, EY KUDÜS!

KUDÜS, EY KUDÜS!

Zeki Sarıhan

Her davranışından kafadan piyade olduğu anlaşılan ABD Başkanı Trump, durur dururken ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını ilan etti. Böylece İsrail’in 1980’de aldığı ama uygulayamadığı “İsrail’in başkenti Kudüs’tür” kararını onayladı.

Kafasının içinde kim bilir hangi planlar var. Ortadoğu anarşi içinde yüzerken bunu daha da artırıp bundan Amerikan emperyalizmi için ne yararlar umuyor.

Türkiye Hükümeti ise bu karara karşı sesini yükselten devletlerin başını çekiyor.  Cami çıkışlarında gösteriler yapılıyor. Bunun da her halde gelecek milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir getirisi olur…

Sorun o kadar çok yönlü ki, içinden çıkabilmek için sağlam bir mantığa ve adalet duygusuna sahip olmak gerekir.

Kudüs kimindir: Açık ki orada yaşayan halkların. Orada din toplulukları olarak tarihteki yerleşme sırasıyla Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar yaşıyor. Bu kent kaç kez el değiştirmiş, yakılmış, yıkılmış. En son 1917’de çölde uğranılan bozgundan sonra Osmanlıların elinden İngilizlerin eline geçmiş. 1948’de Birleşmiş Milletler, bütün dünyaya dağılmış yurtsuz kalmış Yahudiler için burada bir yurt ayırmış. Bu gayet insani bir karardır.

Fakat tarihin birçok döneminde çeşitli ülkelerde gadre uğramış, hatta Hitler Faşizminin 6 milyon Yahudi’yi öldürerek soykırım uyguladığı İsrail oğulları kendilerine ayrılan toprakları yetersiz görerek gitgide yayılmaya ve Filistin Araplarını kendi yurtlarında vatansız ve kimliksiz bırakmaya başlamışlar. İşte bu olamaz!

Her üç dinin Filistin’de yaşama hakkına dokunulamaz. Hak ve özgürlüklerden yana her vicdanlı insan buna ruhen isyan eder. Bunun için değil midir ki, 1968 Devrimci gençliğinin temsilcileri ellerinde silahla Filistin halının yardımına koşmuşlar, işbirlikçilikleri nedeniyle vicdanları körelmiş olan sağcı hükümetlerin istihbarat örgütü CİA ve Mossad’la işbirliği yaparak bu devrimcileri katlettirmiş ve İsrail zindanlarına attırmıştır. Faik Bulut herhalde çeşitli yerlerde anlatıyordur.

Filistin sorununu çözecek olan Amerika olmadığı gibi bunu İslam ülkelerinin birbirlerinin topuğunu gözleyen hükümetleri de çözemez. Onu çözecek olan Birleşmiş Milletlerdir. Çünkü İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul toplantısında Kudüs’ün doğu kısmının da Filistin’in başkenti olması için kerhen bir karar almışsa da İslam ülkelerinde bunu gerçekleştirecek bir irade yoktur. Bu ülkelerin bir kısmı Amerika’nın açık ve İsrail’in gizli müttefiki durumundadır.

Filistin’deki ayrışmaya bizdeki ve diğer İslam ülkelerindeki halklar bir yanda Müslümanlar, diğer yanda Müslüman olmayanlar (Gâvurlar) var diye bakıyor. Oysa Kudüs İsa’nın da doğduğu yerdir ve orada Hıristiyanlar da var. Bu nedenle soruna din davası olarak bakmayan uygar bir hakeme ihtiyaç var. Bu da ancak Birleşmiş Milletler olabilir.

Türkiye, hükümetiyle de halkıyla da dünyadaki bütün sorunlarla ilgilenir. Fakat sakın olmaya ki, Filistin sorununu Çözmek için silahlı güç kullanılsın. Suriye ve Irak’ta battığımız çamurdan çıkmaya çabalarken ülkemizin başına yeni bir bela almaya razı değiliz. “Eyyy! Eyyy” diye bağırarak kuru sıkı atmanın da sonuç vermeyeceği ortadadır. Sorun diplomasiyle çözülebilir. Türkiye İsrail’i yola getirecekse ona diplomatik ve ticari yaptırımlar uygular. Filistinlerin perişanlığı dün de sürüyordu. Buna rağmen Ortadoğu Projesinin eşbaşkanlığını hak edebilmek için, Amerika’nın tezgâhıyla İsrail’in dostu kesilip Yahudi kuruluşlarından ödül alıp, ertesi gün İsrail düşmanı kesilme politikasına kimse kanmaz.

Bir hükümet, kendi ülkesinde ne kadar adil, insan haklarına dayalı bir yönetim kurarsa, siyasi, dinî ve kültürel ayrımcılık yapmazsa başka halklar tarafından o kadar inandırıcı bulunur. Kendine güven sağlar. Bu iş Meclis çoğunluğuna dayanarak torba yasa çıkarmaya benzemez. Ne kadar sıkı bir yönetim uygularsanız uygulayın milletin ağzı torba değil ki büzesiniz. Sonra ne derler? “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” derler. (16 Aralık 2017)

Leave a Reply