Kurtuluş Savaşı Yazıları-4 ZAFERİ TÜRKLERİN ÇILGINLIĞINA MI BORÇLUYUZ

Z

Zeki Sarıhan

Kurtuluş Savaşı’nın zor koşullar altında “Yedi düvele karşı” kazanıldığı eskiden beri söylenirdi. Zaferin büyüklüğünü anlatmak için böyle bir söyleme başvurmak normal sayılabilir. Savaştan yeni çıkmış, iktisadi ve moral değerleri oldukça tahrip olmuş bir milletin, dünyanın o zamanki bir numaralı emperyalisti İngiliz siyasetine ve onun maşa olarak kullandığı Yunan kuvvetlerine karşı zorlu bir savaş vermiş ve bunu başarıya ulaştırmış olması millet için övünülecek bir surumdur.

Ne var ki bu zafer bir çılgınlığın eseri değildir. Sevgili Turgut Özakman, Kurtuluş Savaşı hakkındaki kitabına “Şu Çılgın Türkler” adını koydu ve bu ad okuyucunun da o kadar çok hoşuna gitti ki, kitap yıllarca en çok satanlar içinde birinci sırayı tutmayı başardı. Ne gariptir ki -eğer gözümden kaçmadıysa- kimse de “Bu savaşın kazanılmasının nedeni çılgınlık değil, aksine hesap kitap işidir” demedi. Galiba bunu bir tek ben söyledim, Rahmetliden de okkalı bir azar işittim!

ÇILGIN OLAN ENVER PAŞA’YDI

Çılgınlık, bir savaşta “Ya herru ya merru” anlamına gelir. Öyle bir delilik yaparsın ki şansın yaver giderse kazanırsın ya da temelli kaybedersin. Tarihte böyle komutanlar görülmüştür ve bizim tarihimizde çılgınlığa verilecek en somut örnek Enver Paşa’dır. Onun savaşa hazır olmayan Osmanlı Devletini Alman savaş gücüne güvenerek Birinci Dünya Savaşı’na sokması, başlı başına bir çılgınlıktı. Kışlık giyecekleri bile tamamlanamadan, yiyecek yetiştirmede bile yetersiz kalınan askerleri, dondurucu soğukta Sarıkamış harekâtına sokmak ve kızgın Arap çöllerinden geçerek Kanal seferine zorlamak da çılgınlıktan başka bir şey değildi.

UZUN SÜRELİ SAVAŞIN KANUNU

Dört yıl süren Kurtuluş Savaşı’nda zafer, Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkarılan derslerle hiç de şansa bırakılmadı. Bu savaş,  çağımızdaki diğer ulusal kurtuluş savaşları gibi, stratejik geri çekilme, stratejik hazırlık ve stratejik saldırı aşamalarından geçti. Her savaşta olduğu gibi Kuvayı Milliye’nin ve düzenli ordunun Kurtuluş Savaşında mevzi çarpışmaları kaybettiği oldu. Bu durum, geri çekilmeyi zorunlu kıldı ve bu dönem Sakarya Savaşı’na kadar bir buçuk yıl sürdü. Sakarya Savaşı zaferle sonuçlanmış da olsa bu kesin sonuçlu bir savaş değildi. Sakarya da kaybedilseydi ve Ankara işgale uğrasaydı savunma güçleri ülkenin daha iç bölgelerine çekilecekti.

Sakarya Savaşından sonra Stratejik Hazırlık Dönemine geçildi ve bu dönem yaklaşık bir yıl sürdü. Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığı doğrudan üstlenmesi, Tekalifi Milliye (Milli Yükümlülük) emirleriyle ordu ihtiyaçlarının, Rusya’dan silah sevkiyatının tamamlanması ve Fransızların Çukurova’da bıraktığı silahlarla Doğu Cephesinden gönderilenlerin Batı Cephesine ulaştırılması stratejik hazırlıkların örnekleridir. Yurdun her yanında yapılan mitinglerle kamuoyu da harekete geçirildi. Artık zafer kazanmaya hazır bir ordu, Meclis ve halk, bunun karşısında ise uzayan savaştan bıkmış ve politik ayrılıklarla zayıf düşmüş bir düşman ordusu ve aralarındaki çatlaklar iyice belirginleşmiş emperyalistler vardır.

GEREÇEK BİR HESAP ADAMI

Savaşı yürüten siyasi ve askerî kurmayların başında bulunan Mustafa Kemal Paşa, usta bir satranç oyuncusuna benzer. Son derece tedbirlidir. Kaybedeceği bir savaşa girmedi. Sakarya Savaşı’nın bitiminden Büyük Taarruz’a kadar “Daha ne duruyoruz, niçin saldırmıyoruz?” diyen mebusları zor da olsa sakinleştirebildi, hazırlıkları tamamladığı kanısına vardığı bir tarihte, 26 Ağustos 1922’de kesin sonuçlu bir saldırı emri verdi. Ne erken, ne de geç! Eğer o tarihte saldırıya geçilmeseydi, kış yaklaştığı için saldırı sorunlarla karşılaşacak, belki de zafer kazanmak başka bir bahara kalacaktı…

Mustafa Kemal Paşa, bir ayağını sağlam bir zemine basmadan asla diğer ayağını yerinden oynatmayan bir dağcı gibidir. Bu onun yalnız savaştaki değil, politik hayatında da temel tutumu oldu.

Kurtuluş Savaşı’nın Türklerin çılgınlığından ötürü değil, o dönemin dünya ve Türkiye koşullarını, düşmanın gücünü ve ruh hallini, buna karşılık milletin hazır olma durumunu iyi hesaplamanın sonucunda kazanıldığı bir gerçektir. Bu nedenle, “Şu çılgın Türkler” adı, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması konusunda yanlış kanılar uyandırıyor.

Metodolojisini daha önce eleştirdiğim Yılmaz Özdil, M. Kemal kitabında bir konuda doğru bir saptamada bulunuyor. Muhtemeldir ki Özakman’a Atatürk’ün ağzından yanıt veriyor. Mustafa Kemal Paşa için “Gerçek bir hesap adamıydı” başlığı altında şunları aktarıyor:

“Büyük taarruz öncesinde Meclis kürsüsünde konuşan Hamdullah Suphi, aklınca milli mücadeleyi överek ‘Kuvayı Milliye cinnet-i mukaddestir’ deyince… Öfkeyle ayağa fırlayıp bağıracaktı. ‘Ne diyor bu? Ne demek cinnet-i mukaddes? Kuvayı Milliye hesaptır, hesap” (M. Kemal, s. 34.)

Bu hesaplılık ve temkin, Mustafa Kemal Paşa’nın kişiliğinde görüldüğü gibi, milletin geçmiş yenilgilerden çıkardığı dersin sonucudur. İsmet Paşa tarafından da İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye savaştan uzak tutularak uygulandı.

Amerikalılara yardım olsun diye Kore’ye asker gönderen Bayar-Menderes ikilisi, gene Amerikalıların çıkarı için Irak’ı işgale yeltenen Turgut Özal, son olarak da Suriye çöllerinde macera arayanlar bu tutumun çok uzağındalar… (5 Mayıs 2019)

zekisarihan.com

Leave a Reply