PATLICAN YERKEN…

Sofrada nefis bir patlıcan yemeğinin son lokmalarını da bitirince eşime:
“Çok teşekkür ederim, ellerine sağlık” dedim.


Sonra hemen aklıma geldi. Bu yemeği hazırlayıp önümüze koyan eşim olmakla birlikte onda başkalarının da emeği vardı.


“Patlıcanları diğer sebze ve meyvelerle birlikte mahallemize kadar getiren satıcıya da teşekkür ederim” dedim. Fakat emeğini anmak istediklerim bu kadar değildi.
“Patlıcanı yetiştiren çiftçiye, onu yükleyip kentimize getiren nakliyeciye de çok şey borçluyuz” dedim.


Patlıcanın yetiştiği bahçeye su borularını döşeyen teknisyenlerin hakkını yemiyor muyduk? Musluklarımızdan akan su borularını döşeyenler, suyu arıtanlar, suyun dağıldığı barajları kuran mühendis ve işçileri de anmazsak vefafızlık yapmış olmaz mıydık?


Teşekkür listemize girmeye hak kazananlar arttıkça artıyordu.


Bu patlıcan yemeği etsiz, soğansız, yağsız, tuzsuz olabilir miydi?


Öyleyse besi haayvanlaarını yetiştiren, onlara ot sağlayan, kasap da kuvvetli bir teşekkürü hak etmiyorlar muydı? Ya soframızdan yağını eksik etmediğimiz zeytini yetiştirenler, toplayanlar, fabrikalara taşıyanlar, yağını çıkaranlar, şişeleyenler ve ayağımıza kadar getirenlerin emeğini nasıl görmezden gelirdik? Tuzu çıkaranlar, paketleyenler de aynı teşekkürü hak etmiyorlar mıydı?


İş gittikçe derinleşmeye başladı.


“Annen sana bu yemeği yapmasını öğretmeseydi, nerden öğrenecektin? Kocaman bir teşekkür de annene” diye devam ettim.
Ocakta düğmeyi çevirince yanan gazı da hesaba katmalıydık? Ta uzak ülkelerde gazı yer altından çıkaran mühendis ve işçiler, bizim lezzetli bir patlıcan yememize sebep olanlardandı.


İş uzadıkça uzuyor, dallanıp budaklanıyordu! Herkes biz patlıcan yemeği yiyelim diye işin bir ucundan tutmuştu sanki. Milyonlarca yıl önce ateşi ilk denetim altına alanlara, binlece yıl önce hayvanları evcilleştirenlere, bitkileri ihlileştirip bahçe tarımının yolunu açanlara kader tarihin derinliklerine uzanıyor, bir yandan da, her birisi bir işin ucundan tutmuş günümüz insanlarının tümünü kapsayacak kadar genişliyordu.


Bir karış boyuyla şu tencerenin içinde uzanmış yatan patlıcanın kapsadığı alana bakın. Tencere deyince, topraktan ilk çömlekleri yapan atalarımızdan beri sofra araçlarını, bu arada kaşık ve çatalı icat edenler de sağ olsunlar. Bizi yremeğimizi ellerimizle yemekten kurtarmışlar.


Patlıcanın suyuna ekmeği banınca doğal olarak buğday üreticleri aklıma geldi. Onların ilişkide olduğu, soframıza kadar uzanmış olan meslekleri saymaya sayfalar yetmez.


Hiç kimse bireycilik yapıp tek başına veye yalnız ailesiyle birlikte yaşayabileceğini, hayatını devam ettirebileceğini ileri sürmesin. Yediği ekmek ve yemek gibi oturduğu evde, yürüdüğü caddede, geçtiği köprüde, kullandığı otomobilde, bindiği tren, otobüs, uçakta, alışveriş yaptığı dükkânda, giydiği elbisede, kullandığı ilaçta, milyonlarca insanın emeği, alınteri, zekâsı var.


Hepimiz birbirimize kopmaz bağlarla bağlıyız. Üzerimizde milyonların candan bir teşekkürü hak eden hakkı var.


Patlıcan yerken olduğu gibi kitap, gazete okureken, bilgisayar kullanırken, televizyon izlerken, telefonla konuşurken de de bunu hatırlamalıyız.
Her birimiz de bu sonsuz ilişkilerin yapıcılarından biriyiz.


Bütün insanların ve bütün halkların kardeş olmasının nedeni budur.
(Ayvalık, 31 Temmuz 2022)
zekisarihan.com

Leave a Reply