SAMİ KARAÖREN’E VEFA

İyiliğini gördüğüm, ahbaplık yaptığım kişiler ölünce, haklarında bir yazı yazmazsam kendimi vefasız sayıyorum. Böyle çok dostlarım oldu. Peş peşe gelen ölümler o kadar çok ki, arkalarından yazı yetiştirmek zor oluyor. Ancak ailelerine telefon edip üzüntülerimizi bildirmekle yetiniyoruz ama yüreğimizdeki yangı daha uzun sürüyor.

Cumhuriyet gazetesinin eski yazı işleri müdürlerinden ve ikinci sayfada yayımlanan makalelerden sorumlu Sami Karaören’in o kadar çok iyiliğini gördüm ki.

Bana yaptığı ilk iyilik şudur: 1975 yılı olacak. Kurtuluş Savaşı Günlüğü kitabımın daktilo edilmiş metnini yanıma alarak Cumhuriyet Gazetesine gittim. Karaören Çağdaş Yayınların da yöneticisiydi. Acaba kitabımı Çağdaş Yayınları olarak yayınlarlar mıydı? Bana “Jaeschke’nin Kronolojisini gördün mü?” diye sordu. Jaeschke, Türk Devrimi hakkında çeşitli makaleleri ve kitapları olan bir Alman’dı. Kurtuluş Savaşı hakkında ilk kronolojik çalışmayı yapan da oymuş. Kitabı Türk Tarih Kurumundan yayımlanmış olduğu halde bundan haberim yoktu. Utandım ve elimdeki çalışmayı bırakmadan yanından ayrıldım. Kurtuluş Savaşı Günlüğünü yayımlamadan önce başka birçok kaynaklar taramam gerektiğini anladım ve Karaören’e götürdüğüm metin yirmi yılımı da alsa dört ciltlik bir kitap haline geldi. Karaören’in bana yaptığı ilk iyilik budur.

Benzer bir iyiliği ben de bir başkasına yapmışım. İbrahim Sevindirici kendisi anlattı: Bir gün elinde Atasözleri ve Deyimler kitabının daktilo edilmiş metniyle Öğretmen Dünyası’na gelerek bunu yayımlamamızı isteyince ona Ömer Asım Asım Aksoy’un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nü inceleyip incelemediğini sormuşum. Bundan haberi yokmuş. Metni bırakmadan gitmiş ve yeniden kaynak taramaları yapmış. Şimdi onun imzasını taşıyan ve bana teşekkür için verdiği, her biri 600 sayfayı aşkın Atasözleri Sözlüğü ve Deyimler Sözlüğü benim başvuru kaynaklarımdan… Bazı acemi yazarlar anlamaz ama bir yapıtı basmamak yazarına iyilik yapmaktır.

Karaören, Öğretmen Dünyası dergisini pek sevdi. 1982 yılında Cumhuriyet’te kendisini ziyaret ederek Cumhuriyet’le Öğretmen Dünyası arasında ilan değişimi yapmamızı önerdim. Makul karşıladı. Derginin son sayısı hakkında kısa bir metin yazarak bıraktım. Basında ilk reklamımız budur. Sonraki yıllarda her sayımız çıktığında Cumhuriyet’e bir ilan gönderir, karşılığında da Çağdaş Yayınlar veya Cumhuriyet’ten gelen reklam filmini basardık. Böylece Karaören, derginin kitlelere duyurularak yaşamasında paha biçilmez bir iyilik yaptı. Karşılıklı ilanlaşmamız zaman zaman kesintiye uğradıysa da son anlaşmayı 2006’da Yunus Nadi ödülleri töreninde İlhan Selçuk’la yaptık.

1986’da eşimle birlikte Ankara’dan alınıp Ordu Efirli Cezaevine tıkıldığımız günlerde bir sürprizle karşılaştım. Cumhuriyet’in başlığının yanında üst üste iki gün o günlerde yayımlanan Kurtuluş Savaşı Günlüğü Dördüncü Cildinin kapak fotoğrafı yer aldı. Bu jest, göz yaşartıcıydı. Anlamlı bir dayanışma anlamına geliyordu. Bazı dostluklar kara günlerde daha anlamlı oluyor. Ancak ben bu minnet duygularımı Karaören’e 18 yıl sonra ifade ettim.

Karaören, gazetenin ikinci sayfasında “Olaylar ve Görüşler” köşesinde bir hayli yazımı yayımladı. Bu köşede yazı yayımlatmak kolay değildi ve yazarına adeta bir statü kazandırıyordu. Öğretmen Dünyasının yazıişleri sorumlusu olduğum dönemde bile yazı kurulu bazı yazılarımın basılmasını reddedince bunları Cumhuriyet’e gönderirdim.

Karaören, yazları Burhaniye’nin Talip Apaydın, Halit Çelenk gibi aydınların da dairesinin bulunduğu Sunar Sitesi’ndeki yazlığında otururdu. Ayvalık’ta tatil yaparken ailecek yanına uğrar, bir süre sohbet ederdik. Biz onu alıkoymuş olmaktan kaygılandığımız için çok oturmak istemezdik o ise eşiyle birlikte gösterdikleri ilgi ile bizi utandırırdı. Ülkenin durumundan rahatsızlığını dile getirirdi. Son zamanlarda Cumhuriyet gazetesinin kadrolarından da şikâyetçiydi. Bir görüşmemizde “Bu gazetede ulusalcı birkaç kişi kaldık” dedi. Son görüşmemizde ise artık Cumhuriyet gazetesi almadığını bile söyledi. Ölmeden önceki gazetenin durumu hakkında ne düşündüğünü bilmiyorum. Gazetesi de ölümü nedeniyle yayımladığı yazılarda ona vefalı davrandı.

Bir keresinde Türk Dil Kurumunun genel kurulunda, 2003’te de Körfez çevresinde aydınların toplandığı Kozak Yaylası buluşmasında karşılaştık.

Son iki buluşmamızdan ilki 12 Ağustos 2012’de Burhaniye’de Mehmet Sazak’ın, ikincisi ise 30 Ağustos 2014’te Celal İlhan’ın yazlığında oldu. Diğer dostlarla birlikte memleket meselelerini görüştük. Demek ki son görüşmemizden beri 8 yıl olmuş. O günden beri ülkenin üstüne çöken karanlık daha da ağırlaştı.  Eşi Mahcure Hanım’ı kaybettiğinde ve birkaç bayramda telefon ederek vefasız olmadığımı anlatmaya çalıştım.

Kim bilir ona borçlu olan ne kadar insan varız. (18 Mayıs 2022)

zekisarihan.com

Leave a Reply