ZİL ÇALIYOR, AMAN GEÇ KALMAYALIM!

Zil Çalıyor!

Zil bizi sınıflara çağırıyor.

Öğrencilerimiz gelmişler. Tertemiz urbalarını giymişler, saçlarını taramışlar. Türlü renklerde, mis kokulu bir çiçek tarlası gibi. Sınıfta küçücük yürekleri gümbürdeyerek bizleri bekliyorlar. Kızlı oğlanlı, yumurcağı, delikanlısı, uslusu, yaramazı, cingözlüsü, çokbilmişi… Daha birkaç ay önce ayrılmıştık. Ne kadar da özlemişiz birbirimizi. Yenileri de var içlerinde.

Tozlu köy meydanlarında yalınayak oynadılar; mal güttüler, ekin, fındık başakladılar, pamuk topladılar, bostan beklediler; yurdumuzun ak köpüklü derelerinde, çamurlu göletlerinde çimdiler. Kumsallarda yandılar; tatil kitaplarını karıştırdılar. Ders çalıştılar.

Şimdi sınıflara doluşmuşlar bizi bekliyorlar.

Kafaları dinç, bembeyaz bir defter gibi. Ne adam vurmasını biliyorlar, ne kaçakçılık yapmasını, ne insanlara işkence etmesini, ne yurdu bölmesini… Yalan söylemsini bile beceremiyorlar. Önlerinde sayfaları açılmamış kitaplar, yazılmamış defterler, yeni sivriltilmiş kalemleriyle, en doğruyu, en güzeli, en yararlısını öğrenmeye hazırlar. İkişer üçer oturmuşlar. Işıl ışıl yanan gözleriyle.

Zil çalıyor.

Zil heyecanımızı artırıyor. Bir dindarın sonsuz bir huşu ile ibadet evine girmesi gibi gireceğiz dersaneye. Ders planlarımızı yaptık, kafamız dinlenmiş. Onlara neyi, nasıl öğreteceğimizi biliyoruz.

Hiçbir dakikamızı boşa harcamayacağız. Minicik ellere kalem tutmasını, hecelemeyi öğreteceğiz. Güzel Türkçemizi okutacağız. Başka ülkelere, dünyalara pencereler açacağız. Henüz kilit vuramadığımız nehirlerimizi, üzerinde alacalı ineklerimizin, tekerlek kuyruklu koyunlarımızın otladığı yaylalarımızı, başından kar kalkmayan dağlarımızı, içlerinde alabalıkların oynadığı göllerimizi, üzerinde sebzeleri çürüttüğümüz verimli ovalarımızı, solucanı, kurbağayı, kurdu-kuşu bilecekler.

Halkı, insanları sevmesini öğrenecekler. Katillere, kan emicilere, istilacılara karşı nefret dolacaklar. Pir Sultan’ı, Bedrettin’i, Karayılan’ı, Rahime Onbaşı’yı, Şahin Bey’i, Mustafa Kemal’i, özgürlüğü, hak aramasını, haksızlık yapmamasını öğrenecekler.

İstiklal Marşımızı, dostluk şarkılarımızı, hep daha güzel bir dünyanın kurulmasını özleyen sevinçli, dertli, kederli türkülerimiz öğreteceğiz onlara. Saymayı, eşyaya biçim vermeyi, doğanın gizlerini ve doğaya hükmetmeyi öğrenecekler. Bilimi öğrenecekler.

Düşünmesini bilecekler. Geçmişi öğrenip geleceğe hazırlanacaklar. Bu güzelim yurdu cennet yapacaklar.

Zil çalıyor!

Zil bizi sınıflara çağırıyor. Aman arkadaşlar, geç kalmayalım. Yoksa bu güzel yüzlü çocuklar kurtların eline düşer. Sevmeyi öğrenemezler, saymayı öğrenemezler. Şefkate, hoşgörüye alışamazlar. O ak kâğıtlara kara yazılar yazılır. Halkın geleceğini de karartan yazılar. Geçen yıllar bizleri derslere geç bırakanlar oldu, önümüze dikilenler oldu. Nice körpe delikanlı da kendini helak etti.

Eylül geldi. Şimdi gene karatahtanın başındayız. Çocuklar bizi, dinliyor, köylüsü, kentlisi, işçisi, memuru, esnafıyla halk bizi dinliyor.

İlkbahar çiftçinin ekim ayıdır, son bahar bizim.

Ne ekersek onu biçeriz.  (9 Eylül 2019)

(Öğretmen Dünyası’nın 1 Eylül 1981 tarihli 21. sayısının başyazısıdır.)

Fotoğraf, Siirt’in arka sokaklarında Nisan 2019’da çekilmiştir.

Leave a Reply