AYASOFYA’DA NAMAZ KILMAK

İslamcılar, Ayasofya’da kılacakları kitlesel namaz için sabırsızca gün sayıyorlar. Ayasofya’nın müze olmasından beri geçen 86 yıllık “esaret zinciri”ni nihayet kıracaklarmış. Bu istek Türkiye emekçi halkının değil, fetih rüyalarıyla avunan bir avuç Osmanlı artığına aittir. 

İlkokulu bitirip Öğretmen Okulu’na yazılıncaya kadar aklımda müftü olmak vardı. Benim gözümde müftü, Tanrı’nın bu âlemde kurduğu adil düzenin koruyucusu idi. Yalan söylemez, başkalarının hakkına el uzatmaz, herkese eşit davranır, hele zenginlere ve zalimlere karşı yoksulları korurdu.

Müftü olabilmek için önce İmam Hatip Lisesine girmek gerekiyordu. Başvurduğum iki İmam Hatip Lisesinden gelen yanıtta, yurtta kalma ücreti istendiğinden bu hevesim gerçekleşmedi. Tamamen yatılı ve parasız olan Öğretmen Okulu sınavlarına girdim.

Çocukluğumda kurduğum insanlar arasındaki âdil düzen düşü, değişmedi. Öğretmen Okulunun özellikle ikinci evresinde bilimsellik de kazandı. Bilmem İmam Hatip’te okusaydım bu görüşleri kazanabilir miydim? Gene de İmam Hatip ve İlahiyat mezunu olup bütün insanlığı eşit tutan, herkesin hakkını veren insanların eksik olmadığını sanırım. Bizim Anadolu sofilerimizde de Yunus Emre gibi bu yola baş koymuş birçok insan tanıyoruz. Onlar cenneti ve cehennemi boş vermişlerdir. Sırat köprüsünden atlayıp geçme gibi bir dertleri yoktur. İlahi aşkla yanıp kavrulmaktadırlar. Onların bu görüşe varmalarında Selçuklu devletinin, Moğolların, Osmanlı Devletinin halk üzerindeki zulmü etkili olmuştur sanırım. Şeyh Bedreddin’in Ayasofya’da namaz kılmak gibi bir düşü olabilir miydi?

Benim de olmazdı.

Namaz eğer Yaradan’ın önünde şükranımızı dile getirmek, ondan dileklerde bulunmak ise, bunun için görkemli bir yapıya ihtiyaç yoktur. Namaz vakti sizi nerede bulmuşsa, dağda, bayırda, bir su kenarında, evde ibadetinizi yapabilirsiniz. Cuma günleri bir araya gelerek namaz kılmak için eski ahşap köy camileri de yeterli idi. Buralarda kılınan Cuma namazları ile Ayasofya gibi mekânlarda namaz kılmanın, kabul edilebilirlik açısından bir farkı mı vardır?

Zaten hangi dinin olursa olsun, inşa edilen gösterişli tapınakların amacı, Tanrı’nın büyüklüğünü değil, onu yaptıran kralın, imparatorun kudretini kanıtlamaktır. Zaten Osmanlı’da büyük camilere onu yaptıran padişahların adı verilmiştir. Bunlara “Selatin (Sultanlar) camileri” deniyor. Ayasofya’nın yapılma nedeni, camiye çevrilme nedeni de bunlardan farklı değildir.

Benim hem çocuk, ham şimdiki aklımla, bir dinin ibadethanesine el koyup “Burası artık bizim!” demek olacak şey değildir. İnsan haklarına aykırıdır. Bir ibadethane, hangi amaçla yapılmışsa o amaç için kullanılmalıdır. Eğer o kentte veya kasabada, o dine mensup kimse kalmamışsa o ibadethane ancak müze olarak kullanılabilir. Elin yaptığı bir tapınağa el koymak marifet değildir. Paran, ustan ve teknolojin varsa daha büyüğünü, gösterişlisini yaparsın. Bu durum, yalnız Müslümanların fethettiği yerlerdeki kiliseler için değil, Hıristiyanların fethettiği veya geri aldığı yerlerdeki camiler için de söz konusudur.

Çok dindar bir kadın olan annemi, bir gün Ankara’ya geldiğinde yeni ibadete açılmış Kocatepe Camii’ne götürdüm. Burayı görmekten hoşlanacağını sanıyordum. Beğenmedi! Nedenini sordum: “Bu kadar masrafa ne gerek vardı?” dedi. Orada namaz kılma girişiminde bile bulunmadı. Seccadesini serebileceği her yer onun ibadet ihtiyacı için yeterliydi. Bel kaymasından alçıda yattığı dokuz ay boyunca da yattığı yerde namazını kaşıyla, gözüyle kıldı. Bir gün de onu Anıtkabir’e götürdüm. İkindi vakti gelmişti, abdesti varmış, Kıble’yi sordu, gösterdim, çimenlerin üzerinde namazını kıldı anneciğim.

Bursa başkent iken Osmanlı Sultanının yaptırdığı camide sırf ona tahsis edilmiş bir yer olan Padişah mahfelini görünce şaşırıp kaldım. Bizim köy camilerinde köy muhtarına veya ağasına ayrılmış böyle bir yer yoktu!

Ayasofya’da namaz kılmanın Müslümanların 86 yıllık rüyası olduğu yolunda bir tevatür dolaşıp duruyor. Bunun emekçi Müslümanlarla bir ilgisi yoktur. Şu kadar yaş yaşadım, ne köylüler, ne işçiler, gençler veya öğretmenlerden böyle bir istek işitmedim. Halkın derdi Ayasofya’da namaz kılmak değil, yol, okul, su, ürünlerinin para etmesi, satın aldıkları şeyin ucuzlaması, iş imkânları, devlet dairelerinin adil davranması idi. Ayasofya’nın camiye çevrilmesini isteyenlerin, imparatorluk rüyası gören, bir avuç gericiden başkası olmadığı açık. Bunlar şimdi iktidarda olmanın imkânlarını kullanarak bunu herkesin isteği gibi bir propaganda yapıyorlar.

Ayasofya’da yüz yıllarca namaz kılındı. Bunun ne bilimin gelişmesine bir faydası olmadığını, ne de devletin güçten düşüp çökmesini önlemediğini gördük. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, bugünkü hükümetin bekasına yardım edeceği umuluyorsa bunun boş bir hayal olduğu da kısa zamanda anlaşılacaktır.(18 Temmuz 2020)

Leave a Reply