SAFSATA İLE İŞ GÖRMEK

SAFSATA İLE İŞ GÖRMEK

Zeki Sarıhan

Geçen hafta sosyal medyada, şu gördüğünüz harita yaymlanarak altına şöyle bir ibare yazılmıştı: “Amerika ve İngiltere’nin Tayyip Erdoğan’ı kurmakla görevlendirildiği Büyük İsrail haritası.”

Bu tip komplo teorilerine eskiden beri ifrit olurum. Komplo teorilerine başvuran kişi ya hayal dünyasında yüzen bir çılgın ya da büyük bir iftiracıdır. Bunlarla dost olunmasında hiçbir fayda yoktur. Onlar arkadaşlarını doğru yoldan çıkararak bir çıkmaz sokağa saptırırlar. Üstelik mücadele ettiğiniz kişileri de masum hale getirirler. Ben böyle kişilerle arkada olmam, yanlışlıkla olmuşsam farkına vardığım zaman onlarla ilişkiyi keserim.

Geçen hafta, Körfez ilçelerinden birinde kitap imza masasında beklerken arkamdaki konferans alanında da bir profesörümüz yüzlerce kişiye konuşuyordu. Sözleri arasında şu cümlesi dikkatimi çekti. “Kenan Evren, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesini yedi devlet haline getireceğini söylüyordu.” Dinleyicilerin ilk kez duyduğu bu bilgiye inanmayacaklarını düşünmüş olmalı ki iddiasını tekrar etti.

Sonra konuyu Türkiye’deki İsrail lobisine getirdi. İsrail lobisi kendisiyle uğraşıyordu! Kitaplarının dağıtımına engel oluyordu. Kendisinin yayımlanmış 30 kadar kitabı vardı ve bu fuarı düzenleyen görevliler ancak 15 kadarını yayıncılardan bulup buraya getirebilmişti. Demek ki İsrail lobisi başarılı olmuştu…

Bu konuşmacının birkaç yıl önce verdiği bir konferansın dinleyicileri arasındaydım. Sovyetlerin Türkiye’yi yedi devlete ayırmak istediğini söylemişti. Bunun için nasıl bir kanıtı olduğunu sorduğumda bilmem hangi tarihte bir Türk yetkilinin Moskova’da bir Sovyet Dışişleri bakanlığı yetkilisini ziyaretinde makam odasının duvarında Türkiye’yi yedi devlete ayırmış bir harita gördüğünü söyledi. Bunun Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesini gösteren ve Türkiye’de çok kullanılan bir harita olduğunu anladım. Değilse bu komünistler ne kadar da tedbirsizdiler. Ağırladıkları bir Türk yetkilisinin gözüne sokar gibi Türkiye ile ilgili o korkunç haritayı da duvarda bırakmışlardı…

Bundan birkaç yıl önce, Türkiye’yi yönetenlerin milliyet kökenleri hakkında bilgi vermek yaygın bir “ulusalcı” mücadele yöntemiydi. Bir bakanlar kurulu toplantısını gösteren fotoğrafta her bakanın altına milliyeti yazılmıştı. İçlerinde Türk olan birkaç kişiyi geçmiyordu. Gerisi Rum, Ermeni, Gürcü, Pomak, Arap, Kürt gibi milliyetlere mensuptu… İşte Türkiye’nin işleri bu yüzden kötüye gidiyordu! Bundan sonra iflah olmayacağımızın belgesi de bu bakanların kanlarının bozuk olmasıydı. Aynen Osmanlı Sultanlarının analarının Türk olmayışları gibi. Osmanlı Devleti bunun için yıkılmamış mıydı?
Bu ırkçı zihniyetle Türkiye’nin demokrasi mücadelesini başarıya ulaştırmanın imkânı var mıdır? Onların amacının da zaten bir demokrasi olmadığı ortada.

En çok hayret ettiğim şey de hem 1915’te Ermenilere yapılanları reva görmek, onların kadın ve genç kızlarını alıkoyup bunlardan çocuk sahibi olmak, hem de onlardan doğan çocukları “Ermeni dölü!” diyerek aşağılamak!
Bilimsel yöntemlerin düşünmeyi yönlendirmediği toplumlarda en çok başvurulan şey safsatadır. Bunlara inanmaya hazır bir hayli insan vardır. Safsata ne araştırma, ne kanıt ister. Hatta bunun için asgari bir ahlak bile gerekli değildir. Geçmiş yüzyılların cehaletini anlayışla karşılayabilir, bunlara gülüp geçebiliriz ama artık modern bir çağda yaşıyoruz. Yolumuz çağdaşlık, adalet, demokrasi, yöntemimiz bilim olması gerekmez mi?

Ahlak dediğimiz şey, kendinize yapılan iftiralara karşı çıkmak değildir. Onun adı kendi hakkını savunmaktır. Asıl ahlak, karşı olduğunuz insanlara yapılan haksızlıklara karşı çıkmaktır. Bu tip haksızlıklar karşısında susmak bile bir ahlaki zafiyeti gösterir.

Tayyip Erdoğan’ın kendi yönettiği ülke topraklarının bir kısmını İsrail’in emrine vermek için görev kabul ettiğini hangi mantık, hangi belge ile kanıtlayabilirsiniz? Bunu hangi kaynaktan öğrendiniz ve hangi mantık süzgecinden geçirdiniz? Bu bir iftira değil midir ve bu iftira ile onu mazlum duruma düşürmüyor musunuz? Böylece onun asıl ve gerçek hatalarının üstünü örtmüyor musunuz?

Bu konuyu anlattığım bir toplantıda bana ne denildi biliyor musunuz?

“Tayyip Erdoğan’ı savunuyorsun ha? Sen?…”

Öyle mi acaba? Ne dersiniz?
(Ayvalık, 20 Ağustos 2017)

Leave a Reply