“TÜRK ÂLEMİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANI”

İndependent Türkçedeki son yazımda (10 Mayıs 2022, “Bir Yaşıma Daha Bastım: BİZİ 70 YIL SOSYALİSTLER YÖNETMEİŞ”), Dr. Yıldırım Koç’un son aylarda yayımlanmış olan “Atatürk ve Sosyalizm” kitabı hakkında görüşlerimi dile getirmiştim. Koç, Devletçiliği sosyalizm olarak anladığını ve Atatürk’ün de devletçilik ilkesine göre ülkeyi yönettiğini naklederek, gerek 1950’ye kadar, gerekse yarı devletçi politikaların Özal dönemine kadar yürürlükte kaldığını belirtip Koç’un anlayışına göre ülkenin 70 yıldır sosyalizmle yönetildiğini yazmıştım.

Yazının sonunda Atatürk’ün komünizm hakkındaki bir sözünü gelecek yazımda ele alacağımı belirtmiştim. Bu söz Atatürk’e atfedilen “Türk Âleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her göründüğü yerde ezilmeli” cümlelerinden oluşuyor.

Bu sözü ilk kez antikomünist ve yayınlarına bakılırsa bir Atatürkçü olan Cemal Kutay çıkardığı Milet dergisinde üç kez 15 Mayıs 1947, 4 Kasım 1948, 10 Kasım 1950 yayımlamış.

Sözün Adalet Partisi tarafından gündeme getirilmesi, 1967 yılına rastlıyor. 1965 seçimlerinde ilk kez 15 milletvekili ile Meclis’e giren TİP’in milletvekili Çetin Altan, komünizm üzerindeki tabuyu kırmak için yazılar yazıyordu. Adalet Partisi Meclis grubuna göre Çetin Altan nasıl olur da komünizmi savunurdu? Atatürk “Komünistlik her görüldüğü yerde ezilmeli” dememiş miydi? Komünist olmak suçtu. Nitekim Çetin Altan’ın dokunulmazlığı kaldırıldı (Sonradan Meclise iade edildi) Çetin Altan Atatürk’ün işçi ve köylü ihtilali anlamına elen komünizm aleyhine böyle bir söz söylemesinin mümkün olmadığını yazıp söyledi ve bu sözün sahte olduğunu kanıtlamaya çalıştı. El yazılı belgeyi, Atatürk’ün İsmet Paşa’ya yazdığı bir mektupla karşılaştırılması için İsveç Devlet Kriminoloji Enstitüsüne gönderdi. Verilen yanıtta, iki yazıdaki harfler içinde benzeyenlerin de benzemeyenlerin de bulunduğu belirtilerek kesin bir karar için yazıların aslının incelenmesi gerektiği belirtiliyordu.

Çetin Altan’ın Atatürk’ün Sosyal Görüşleri kitabında bu bilgilere yer vermesinden beri Türkiye solcuları, bu sözün Atatürk’e ait olmadığı konusunda fikir birliği içindedirler. Yıldırım Koç da kitabında sözün Atatürk’e ait olduğunun kanıtlanmadığını yazıyor.

Atatürk’ün el yazısını taklit ettiği söylenen Münir Hayri Egeli’ye de sormuşlar. Atatürk’ün bir lise tarih kitabının son sayfasına “Son” kelimesinden sonra kendi el yazısıyla yazdığı bu cümleyi kopya ettiğini söylemiş. Yani “Atatürk adına uydurdum” dememiş. Kitabın da Türk Tarih Kurumunda olduğunu söylemiş. Ancak kitaba ulaşan yok.

ATATÜRK’ÜN KENDİSİ NASIL DOĞRULUYOR?

Atatürk, Ankara’dan İstanbul’a gittiği bir yolculuğunda (6 Ağustos 1929), Eskişehir tren istasyonunda, kendisini karşılayanlara bir konuşma yapıyor. Konuşması “Türk âleminin en büyük düşmanı komünizmdir, her görüldüğü yerde ezilmeli” sözünü eksiksiz doğruluyor. Bu konuşma Sakarya’da yayımlanan Sakarya, İstanbul’da yayımlanan Cumhuriyet ve Ankara’da yayımlanan Hâkimiyeti Milliye’de de yer alıyor. Sakarya gazetesinin 7 Ağustos tarihli sayısının o nüshasına ulaşılamıyor. Ancak öteki gazetelerin koleksiyonları büyük kütüphanelerde var.

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Kitabının Nimet Arsan tarafından derlenen II. Cildinde (3. Baskı 1981), Hâkimiyeti Milliye’nin 8 Ağustos 1929 tarihli sayısı Kaynak göstererek konuşma verilmektedir.

Cumhuriyet gazetesinin 7 Ağustos 1929 tarihli sayısında ise, konuşma daha geniş bir yer tutmuş. Bu konuşmayı gazeteden, imlasına da dokunmadan aynen aktarıyorum. Eskişehir’de o tarihlerde her yıl çeşitli yerlerde olduğu gibi bir komünist faaliyeti açığa çıkarılmış. Konuşma bu olay üzerinedir.

 

Cumhuriyet, 7 Ağustos 1929

“GAZİ HAZRETLERİNİN MÜHÜM BİR HİTABESİ”

“Türk milletinin içtimai nizamını ihlale müteveccih didinmeler boğulmaya mahkûmdur.”

İstanbul 6 (AA). Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal dün nısfülleyden sonra İstanbulu teşrif etmek üzere Eskişehir’den geçtiler. İstasyonda temyiz Mahkemesi heyeti, vali, ricali askeriye, vilayet erkanı, Halk fırkası ve heyetler tarafından selamlandılar. Vaktin geç olmasına rağmen Gazi Hazretleri trenden inerek müstakbilin ile hasbihalde bulundular. Müşairünaleyhe takdim edilenler arasında Sakarya gazetesi sermuharririne “Sakarya gazetesi.. Güzel bir isim.. Buyurdular ve muharrire teveccühle ilave ettiler. Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır…

Bu sırada Milli mücadele esnasında Eskişehir Müdafaai Hukuk Reisi bulunmuş olan mebus Ali Ulvi Bey’i gördüler ve ona hitaben ve fakat yüksek ve gönülleri teshir eden vakur ahenktar bir sesle beyanatta bulundular. Ezcümle, Müdafaai Hukuk Cemiyetinin ve daha sonra Cumhuriyet halk Fırkasının teşekkül ve tazavvuu sıralarında bu millet ve vatani teşekküllerin faaliyetlerini sektedar etmeye çalışan bazı fesat zümrelerine gene bu istasyonda işaret ettiklerini ve bu menfi faaliyetlerin millet tarafından şiddetle ezildiğini ve bilhassa Halk Fırkasının teşkilinde bu memleket halkını takip eden köylü, esnaf, amele velhasıl bilumum milletin âli menfaatini korumak esasını takip ettiklerini ve binaenaleyh evvelce olduğu gibi fesatkâr faaliyetleri şiddetle ezeceğini ve buna ne halkın ne de bilhassa ordunun asla müsaade etmeyeceğini beyan buyurdular.

Bilhassa “Türk milletinin nizamını ihlale müteveccih didinmeler boğulmaya mahkûmdur. Türk Milleti kendinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen müfsit, sefil, vatansız ve milletsiz sebükbağzların hezeyanlarındaki gibi, gizli ve kirli emelleri anlıyamıyacak ve onlara müsamaha edecek bir heyet değildir. O, şimdiye kadar olduğu gibi doğru yolu görür, onu yolundan saptırmak isteyenler ezilemeye, kahredilemeye mahkûmdur. Bunda köylü, amele ve bilhassa kahraman ordumuz candan beraberdir. Buna da kimsenin şüphesi olmasın.” Cümlelerini hazırunun ehemmiyetle nazarı dikkatlerine getiriyordu.

Gazi Hazretlerinin sonunda Temyiz heyetine teveccühen:

Hâkim Efendiler, dedi. Siz kanun adamlarısınız. Ellerinize milletin, vatanın her türlü hak ve selahiyetlerinin vikâye eden kanunlar tevcih edilmiştir. İşaret ettiğim noktaları işittiniz. Türk milletinin haklarını müdafaa ederken bu noktalar ehemmiyetle hatırda tutulmalıdır.”

Büyük halâskârın herkes üzerinde fevkalade tesir bırakan bu beyanatı azim heyecan ve intibah uyandırmış ve çok alkışlanmıştır.

Sakarya gazetesi başmuharriri hazırunun hissiyatına ve efkârına tercüman olarak şu cümle ile cevap verdi:

“Türk milleti halaskâr rehberinin nurdan huzmelenmiş yollarında sarsılmaz bir iman ve satvetle yürüyecek, önüne gelen engelleri parçalayacaktır.”

SANSÜRLEME GAYRETİ

Tarih ve belge yayıncılığında sansüre başvurarak gerçeği gizleme huyu azgelişmiş toplumlara özgü bir tutumdur. Bunu, gerçeklerin ortaya çıkmasından korkanlar yapar. Oysa “Gerçek devrimcidir.” İşçi Partisine bağlı Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan 30 ciltlik Atatürk’ün Bütün Eserleri’ne Eskişehir’de yapılmış bu konuşma alınmamıştır. Bunun sansürcülükten başka bir mazereti yoktur. Çünkü Atatürk’ün bütün eserleri eski ve yeni yazıyla yayımlanmış bütün gazeteler, dergiler ve kitaplar taranarak hazırlanmıştır. Konuşmanın Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinde de yayımlandığına yukarıda değinmiştim. (Ben de bu eserin Danışma Kurulu üyesi idim. Danışma Kurulunun görevi, bize gönderilen dizgiyi gözden geçirerek önerilerde bulunmaktı. 30 cilt yayımlandıktan sonra Atatürk’ün bu sözlerine Türk Kültürü dergisinde rastladım. Sakarya gazetesini kaynak gösteriyordu. Metni, bu işle ilgili arkadaşa ilettim ve niçin görmezlikten gelindiğini sordum. Doyurucu bir yanıt alamadım…)

BU TARTIŞMADAN ÇIKARILACAK SONUÇ

Atatürk’ün Çetin Altan tarafından tartışmaya açılan “Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyen sözü bir yana bırakılsa bile onun şiddetle komünist faaliyetler aleyhinde olduğu, komünizmin her görüldüğü yerde ezilmesi gerektiğini emrettiğini anlıyoruz. Bu görevin bilhassa orduya ve adliyeye verildiği, Eskişehir konuşmasından açıkça anlaşılıyor. Üstelik Mustafa Kemal Paşa, bu istasyonda aynı içerikte eskiden de bir konuşma yaptığını kendisi söylüyor.

Türkiye’de Atatürk kadar sağa sola çekilen, çeşitli kalıplara sokulan başka biri yoktur. Onun düşüncelerini anlayıp yorumlamak için bütün söz ve yazılarını bilmek şarttır. Onun Kurtuluş Savaşı başlarında Bolşevizm’e yakın yürürken, Cumhuriyetten sonra komünizme şiddetle karşı oluşu, gene Kurtuluş Savaşı yıllarında İslam duygularına da dayanmaya başladığını ve Cumhuriyetten sonra bundan vazgeçtiğini, milliyetçiliği esas aldığını, gene Türk-Kürt birliğini savunur ve Kürtlere bir çeşit özerklik vaat ederken Cumhuriyet’ten sonra bundan vazgeçtiğini biliyoruz. Bu onun zamana ve zemine ve kendi ihtiyacına göre görüş değiştirdiğini gösterir ki bu durum Attila İlhan’ın “Hangi Atatürk”, Taha Akyol’un “Ama Hangi Atatürk” kitaplarında sergilenmiştir. Geçen yazımda anlattığım gibi herkes kendi ihtiyacına göre bir Atatürk heykeli yontuyor. Yıldırım Koç’un Sosyalist Cumhuriyet Partisi de Koç’un bu kitabı ve ona önsöz yazan parti genel başkanı Mehmet Bedri Gültekin’in önsözüyle sosyalist bir Atatürk portresi çizmeye çalışılıyor.

Yıldırım Koç, kitabına gelen eleştiriler üzerine kaleme aldığı bir yazıda, tezini kanıtlamak için sosyalizmin yalnız bilimsel sosyalizmden ibaret olmadığını, çeşit çeşit sosyalizmlerin olduğunu uzun uzun anlatıyor. Dünyada tek bir sosyalizm olmadığı doğrudur ama konuyla ilgili olarak söylenmesi gereken bu değildir. Şöyle söylenseydi daha gerçekçi olurdu: “Dünyada tek bir çeşit kapitalizm yoktur. Çeşit çeşit kapitalistlikler vardır. Türkiye’de uygulanan kapitalizmler ve halen uygulanmakta olan kapitalizm bunun canlı örneğidir.”   

Atatürk’ün Türk devrimindeki yerini, başarılarını ve yöneldiği asrî bir Türkiye’yi anlamak ve ondan gerekli dersleri çıkarmak için sansürcülüğe ne gerek vardır? Devlet kapitalizmini ve karma ekonomiyi sosyalizm olarak göstermenin sosyalizme de Atatürk’e de bir yararı yoktur. Sosyalist Cumhuriyet Partisinin inandırıcılığına da hizmet etmez. Şöyle söyleselerdi daha inandırıcı olurlar ve bir gerçeği itiraf etmiş olurlardı: “Biz sosyalizmden vazgeçtik.”

Sosyalizmden vazgeçenlerin yolu, gide gide Cumhur İttifakıyla buluşmaktır. Bunu da yaşayarak gördük…

Leave a Reply