YÜZ YIL ÖNCE PATATES, PATLICAN, BAKLA KUYRUĞU

Zeki Sarıhan

Uzun “Varlık kuyruklarında” birkaç kilo patates ve domates alacağız diye bekleyenler, bugünümüze şükredelim. Beterin beteri var. Aşağıdaki bilgileri okuyunca bir yiyip bin şükredeceğinize eminim.

Anlatacağım olay günümüzle ilgili değildir. “Tee” 100 yıl öncesine aittir. Günümüzde ne patates, ne soğan, ne bakla eksikliği vardır. Parası olanlar için bunlar süpermarketlerin raflarında, parası biraz daha az olanlar içinse “Varlık kuyruklarında” alıcını bekliyor.

Bir zamanların azametinden yanına varılmayan devrin tek adamı Enver Paşa’nın Almanların yelkenine binerek Osmanlı devletini bir emrivaki ile savaşa sokmasının sonuçları genellikle insan kayıplarıyla anlatılır. Şu kadar insan şehit oldu, şu kadarı yaralandı, şu kadarı da esir oldu veya kayboldu. Yaşayanların ne haller çektiği de başlı başına bir faciadır.

            Cephelerin sürekli adam yutması nedeniyle 15 yaşına kadar indirilen askerlerin köylerinde sağ kalanlar, geleneksel tarım usulleriyle ürettikleri ürünlerin mültezimlerden kurtarabildikleri kadarıyla iyi kötü karınlarını doyurabiliyorlardı. Aldıkları maaşlardan başka hiçbir geliri olmayan memurların çektikleri sefaletin haddi hesabı yoktu.

            Mütareke basını bunu haberleriyle dolup taşmaktadır.

            Cemal Paşa’ya, “Bu savaşa niçin girmiştiniz?” diye sormuşlar.

            “Memur naaşlarını ödeyebilmek için” yanıtını vermiş.

Mütareke imza edildiğinde Alman yardımları da kredileri de kesildiğinden devlet bütçesi tamtakır hale gelmişti.

            Savaş içinde alınan Alman altınları, maaş veya başka adlarla kapanın elinde kalmış, kâğıt para ile maaş alanlar yoksullaşmış, vurguncular türemiş, kabını dolduranlar “harp zengini” sınıfına yükselirken bu imkânı bulamayan halk, özellikle memurlar çaresiz kalmıştır.

 Yeni Şark’ın 10 Kasım 1921’da yayımladığı Türkiye’de ilk defa yapıldığı belirtilen “Pahalılık istatistiği”ne göre savaşa girildiği 1914 yılı 100 kabul edilerek 1921 yılı Eylül-Ekim aylarında fiyatların artış yüzdeleri verilmiştir. Buna göre yiyecek Yüzde 999, aydınlatma ve ısınma 1.046, konut 1.333, giyecek 629, çeşitli giderler 601’e çıkmıştır. Ortalama fiyat artışı 7 yılda yüzde 935’tir.

            Devlet, maaşları ödeyememektedir. Memurlar günlerce maaşın ne zaman ödeneceğini sorup durmaktadır.  Maliye, eline para geçer geçmez, memurlara bazen aylar sonra maaşlarını verebilmektedir. Tamamını veremiyorsa yarısını vermekte, diğer yarsını da para olduğu zaman ödemektedir.

FARKLI MAAŞ SİSTEMLERİ

            İki tür maaş sistemi vardır. İlkokul öğretmenleri özel idareden maaş almaktadır. Özel İdareler ise vergi gelirleri son derece azaldığı, hazırını toplamakta da güçlük çekildiği için ilkokul öğretmenleri acınacak durumdadır. Anadolu’da 7-8 ay maaş alamayan öğretmenler mesleği bırakıp başka iş tutmaya yönelmişlerdir. İstanbul öğretmenleri 1920’nin 1 Martında topluca greve gitmekten başka çare bulamamışlardır. Bu grev, İstanbul’un işgal edildiği 16 Mart 1920’ye kadar 15 gün sürmüş, maaşların bir kısmının ödenmesiyle sona ermiş ise de verilen sözlerin tutulmaması nedeniyle daha sonra da boykot ve grevler yapılmıştır.

            Diğer öğretmenler ve memurlar ise genel bütçeden maaş almaktadırlar. Onların da aylardır maaş alamadıkları olmaktadır.

            GAZ KAPANIN ELİNDE KALMIŞ!

            Maaş rejiminin bir çeşidi de memurlara çeşitli yiyecek ve ihtiyaç maddeleri dağıtarak düşük maaşları bu yolla takviye etmektir.

1919 Ocak ayında bir gazete haberine göre Harbiye Nezareti, memurlara dağıtılmak üzere merkez dairelerine gaz vermiş, Maarif Nezareti kendi hesabına aldığı gazları, birer teneke olmak üzere yalnız merkez memurlarına dağıtmıştır. Bütün memurları bu açık haklarından yoksun bırakmıştır. Gazete “Hayatlarını vatan evlatlarının tahsil ve terbiyesine adayan, geceleri ders hazırlamakla uğraşan öğretmenlerin gaz dağıtımından ayrı tutulmalarına sebep ve hikmet nedir anlaşılamıyor. Her halde bu haksız hareket düzeltilmelidir” diye yazmaktadır. Söz gazetesi,1500 kilo petrolden kendilerine verilmeyen öğretmenlerin Maarif Nezaretine giderek kendileri için petrol istediğini fakat olumlu bir cevap alamadıklarını yazmıştır. Başka bir habere göre Maarif Nezareti, öğretmenlere gaz verilmesi için Harbiye Nezaretine başvurmuştur. Maarif Müsteşarı’nın telefonla verdiği bilgiye göre, Harbiye Nezaretinden alınan petrol yalnız memurlara yetmiş, öğretmenler için ise istekte bulunulmamıştır. Harbiye Nezaretinin yeni gaz isteğini karşılayamayacağı anlaşılmıştır.

UN, ET, SÜT AMERİKA’DAN

İstanbul ekmek sıkıntısı da çekmektedir. Amerika’dan gelen unların 200.000 çuvala yükseldiği ve bu miktarın şehrin ihtiyacına üç ay yeteceğinin tahmin edildiği, bir müjde gibi verilmektedir. Bu tarihlerde Amerika’dan et konservesi ve süt getiren gemilerin de limana ulaşması beklenmektedir…

28 Şubat 19119 tarihli bir habere göre ise mart ayı maaşlarından kesilmek üzere bütün memurlara şeker ve patates dağıtılacaktır. İaşe Genel Müdürlüğü, memurlara çürük patates dağıtıldığını saptamıştır.  Çürük patateslerin bir kurul tarafından ayıklanarak denize dökülmesine, memurlara iyi patates verilmesine karar vermiştir.

ŞEKER BAKLA, PATLICAN…

Başka bir habere göre mali yılbaşının başladığı 1 Mart 1919’dan itibaren memurlara verilmekte olan erzak yerine bunun bedelinin verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu karar bütün illerin dairelerine bildirilmiştir. İaşe Müdürlüğünden alınan bilgiye göre memurlara verilmekte olan şeker, bakla ve patlıcandan oluşan erzakın ancak iki ay daha verilmesine devam edilebilecektir.

Mart ayı başlarında hükümetçe kabul edilen karara göre,  memurlara “Buğday zammı” adı altında maaşlarına oranlanarak para verilecektir. Ne var ki buğdayın fiyatı her yerde ve her mevsimde farklıdır. İstanbul’da buğday 35 kuruş kabul edilecektir. Tevfik Paşa Hükümetinin bu kararını 4 Mart 1919’da ilk hükümetini kuran Damat Ferit Paşa Hükümeti de kabul etmiş, yalnız zam miktarlarında bazı değişiklikler yapmıştır. Buna göre her 100 kuruş maaş için 2 kilo buğday bedeli zam, 500 kuruş maaş için 10 kilo, 1000 kuruş maaşlar için 300 kilo buğday bedeli verilecektir. Diğer zamlar kaldırılmıştır. Gazeteler hangi maaş derecesinde kimlerin ne alacağını çizelgeler halinde anlatmışlardır.   Muhasebecilerin işi son derece zorlaşmıştır. 500 kuruşa kadar 30 kilo buğday bedeli verilirken, balı tutanların parmaklarını yalama hakları olduğundan 10.000 kuruştan yukarısı 250 kilo buğday bedeli alacaktır ki maaş kademeleri arasında büyük bir fark olduğu görülmektedir.

Öğretmen atamalarında genellikle en alt basamak 600 kuruştur. Bu duruma göre onların alacağı 780 kuruşluk buğday zammıyla birlikte ellerine geçecek aylık maaşın 13 lira 80 kuruş olacağı anlaşılmaktadır. Yaklaşık 1200 kuruş maaş alan bir okul müdürü veya kıdemli öğretmenin eline ise zamla birlikte 25 lira para geçecek demektir.


— Azizim, maaşlardan haber var mı?
— Var… Muhasebeci bey söyledi. Senenin on üçüncü ayının beşinci haftasının onuncu günü saat altıdan sonra ödenecektir.
— Oh! … Ne âlâ …. Bu bayramda giyindik demektir!!!


     (Mesuliyet, 5 Eylül 1919)

Hükümet üyeleri için yeni bir ayrıcalık olarak 300 kilo buğday bedeli verilecektir. Şubat ayında bir kilo buğday 26 kuruş olarak tespit edilmiştir. Onların yalnız buğday zammından alacakları 75 liradır.

İstanbul hükümetinin Mütareke yılları içinde eğitim hizmetlerini yürütebilmek için uyguladığı önlemler şunlardır: Öğretmen sayısını azaltmak, öğrenci sayılarını azaltmak, okulları özelleştirmek, öğrenim süresini kısaltmak, okulları satmak, Okullar için yardım dernekleri kurmak…

1919’DA FİYATLAR

Bu tarihlerde bazı malların hükümetçe tespit edilmiş fiyatları (okkası kuruş olarak) da vererek bu bahsi kapatalım:

Kır domatesi: 1,5-2,Yeşil domates: 1-2, Asma kabak (adet): 3-15, Dolmalık biber: 4-9, Ayşe Kadın fasulye: 10-12, Soğan: 2-3, Bursa pirinci: 50-82, Ankara pirinci: 45-46, Mercimek: 35-40, Zeytin: 40-55, gaz yağı (tenekesi)  230-240, Anadolu peyniri:     85-100, İncir (sandıkta): 30-35.

Bu tarihte İstanbul’daki 1 kilo ve kuruş hesabı üzerinden ekmek fiyatları, İaşe Müdürlüğüne göre şöyledir:

Birinci cins, birinci nevi ekmek: 24, Baston francala: 25,5, Amerikan-Anadolu unlarının karışımı: 18.5, Makarna: 35.

Buna göre 1380 kuruş maaşı olan bir öğretmen bu gelirle ortalama 65 kuruştan 21 okka (27 kg) pirinç, ortalama 92 kuruştan 15 okka (19 kg) peynir, 24 kilo ekmek, 2500 kuruş maaşı olan kıdemli bir memur veya okul müdürü 38 okka (49 kg) pirinç, 27 okka (35 kg) peynir, 104 kilo ekmek satın alabilecektir.

Aynı yıllarda kıtlıktan yararlanan “Harp zengini” karaborsacıların nasıl lüks içinde yaşadıkları, gelir dağılımında büyük bir adaletsizlik olduğu bilinen bir gerçektir.

“Bir yiyip bin şükredelim” demekte haksız mıyım?

NOT: Bu özet bilginin kaynakları Milli Mücadelede Maarif Ordusu kitabımızın dipnotlarında verilmektedir. Sayfadan tasarruf yapmak için kaynakları burada veremiyorum. (17 Mart 2019)

 

Leave a Reply