HALKÇI EĞİTİM GİRİŞİMİ’NDEN NEDEN AYRILDIM?

7 Aralık 2019 günü yapılan kongresinde Ulusal Eğitim Derneği, Vatan Partililerin yönetimine geçince, artık orada yerimizin olmadığını düşünen 13 kişi bir ayaya gelerek durum değerlendirmesi yaptık. 4’ü dernekte kalarak gelişmelerin izlenmesini, 9’umuz ise dernekten istifa etmeyi savunduk. Ertesi hafta yapılan toplantıya sanırım 18 kişi katıldı ve eğitim konusunda yeni bir platform oluşturulması kararlaştırıldı. Bunun adının “Halkçı Eğitim Girişimi” olması yolundaki önerim kabul gördü ve girişimin çalışma biçimi ve ilkelerini hazırlamak üzere beş kişilik bir kurul oluşturuldu. Beş kişinin yaptığı üçüncü toplantıda sunduğum girişimin çalışma yöntemi ve “Halkçı Eğitimden Ne Anlıyoruz?” başlıklı kısa metin kabul edildi.

Bu toplantıda, Girişimin daha geniş bir kitleye dayanması için en az 20 kişinin katıldığı bir toplantı yapılmasını, metinlerin tartışmaya açılmasını, beş kişilik yönetici grubun da gizli oyla seçilmesi önerim kabul gördü.

18 Ocak 2020 günü yaklaşık 55-60 kişinin çağrılı olduğu bu toplantıya 40 kişi katıldı. Girişimin Esasları ve “Halkçı Eğitimden Ne Anlıyoruz?”  metni kabul edildi. Yönetici gruptaki beş kişinin yanına iki kişi daha eklenerek yönetici sayısı yediye çıkarıldı. 19 Ocak günü, “Halkçı Eğitim Girişimi Kuruldu” başlığı ile bir gün önceki kararları sosyal medyada paylaştık.  Girişimin hayli ilgi uyandırdığını söyleyebilirim. Bunu benim paylaşımıma gelen 184 “beğen”e, 57 yoruma ve 26 paylaşıma dayanarak söylüyorum.

Sıra, yönetici grup içinde işbölümüne ve bir çalışma programı yapmaya geldi. Bunun için de 22 Ocak 2020 günü toplandık. Toplantı sırasında tatsız bir tartışma yaşandı. Yedi kişiden biri, mazereti nedeniyle toplantıya gelememişti. 6 kişiden üçü Girişimin “Halkçı Eğitimden Ne Anlıyoruz?” metnini yetersiz görüyor, buna “Atatürkçülüğün” de eklenmesini öneriyordu. Bir arkadaş suskun kaldı, ben ise bu eklemenin gereksiz olduğunu ifade ettim. Onlara 26 yıl önce yaşadığımız bir olay anlattım.

EĞİTİM ONUR ÖDÜLÜ KİMLERE VERİLMELİYDİ?

Öğretmen Dünyası’nın yaptığı çağrı ile bazı eğitim kuruluşları 1993’te M. Rauf İnan’a Eğitim Onur Ödülü verdik. Ödülü sürekli hale getirmek için 16 Şubat 1994’te 8 öğretmen kuruluşu temsilcisiyle yaptığımız toplantıda ödüle değer görülecek kişilerde aranacak özellikler arasında “çağdaş, laik, demokratik eğitim için mücadele etmek” ilkesini yazmıştım. Ancak öteki kuruluşların temsilcileri içinden “Atatürk ilke ve devrimlerine inanmış olmak” ibaresi önerildi. Buna karşı çıktım, gerekçem şuydu: “Bu sınırlama doğru değildir. Eğitim Onur Ödülüne değer görülecek kişiler arasında sosyalist, demokrat, kendisini bu ideolojilerle ifade etmeyen ama eğitime yeni buluşlar getiren, bağışlar yapan kişiler olabilir. ‘Çağdaş, demokratik, laik eğitim’ sizin görüşlerinizi kapsamıyor mu?”

Bir hafta sonra 24 Şubat 1994’te yeniden toplandığımızda konu yeniden tartışılmaya başlandı. Taraflar görüşlerimizde direttik. “Atatürkçülük” ibaresinde diretenler “Öyleyse biz başka bir yerde toplanalım, kendi aramızda seçim yapalım” diyerek ayrıldılar. Ancak bundan bir haber çıkmadı! Her yıl bir eğitimciye onur ödülü vermeye devam ettik ve bu program Eğitim Hakkını Savunma Komitesi ve 2003’ten sonra da Ulusal Eğitim Derneğinin öncülünde sürdü.

Fotoğraf: Zeki Sarıhan, Siirt’in arka sokaklarından (2019)

BİRLİKTE ÇALIŞABİLME KOŞULLARI

Olayın mantığı şudur: Türkiye’nin işbirlikçi ve gerici sisteme karşı mücadele eden iki siyasi kuvvet vardır. Bunların bir kısmı sosyalist, diğeri ise Kemalistlerdir. Bunların diğer muhalif gruplarla da birlikte olup demokratik bir düzen kurmaları için “asgari müşterekler” denilen ortak noktaları ve söylemleri bulmak gerekir. Biri ötekine “Benim ideolojimi kabul etmek zorundasın” demesi cepheyi böler. Bir Atatürkçüye “İlla sosyalist olmalısın” demek ne kadar yanlışsa, bir sosyalistin Atatürkçü bir kişiye “Sosyalist değilsen seninle çalışamam” demesi o kadar yanlıştır. Benim daha sonraki yıllarda etkin olarak görev aldığım “parasız eğitim, eğitimde özelleştirmeye karşı mücadele, laik eğitim, yabancı dille öğretime hayır” kampanyaları gibi, güç birliği gerektiren bütün çalışmalarda hep bu ilkeye bağlı kalmışımdır. Zaten herkes kendisi gibi olmadan ve kendini ifade etmeye utandığı bir güç birliği sağlıklı olmaz.

Bu açıklamalarım, Halkçı Eğitim Girişimi yönetim kurulu toplantısındaki üç arkadaşı ikna edemedi. Hele birinin benim için “Hımmm, demek ki HDP’li olduğun iddiası boş değilmiş” gibi Kürt düşmanı milliyetçiliğin kullandığı bir suçlamada bulunmasıyla, benim orada bulunmamım sıkıntılar yaratacağını anladım ve “Bana müsaade” diyerek toplantıdan ve gruptan ayrıldım.

Durumu haber verirken, önceden kararlaştırdığımız “Halkçı Eğitimden Ne Anlıyoruz” metnini bir kez daha dikkatinize sunuyorum.

Benim çağrıma uyarak ve bana güvenerek girişimi coşkuyla karşılamış olan arkadaşlara teşekkür ederim.

“HALKÇI EĞİTİMDEN NE ANLIYORUZ?

Halkçı Eğitim Girişiminin savunduğu “Halkçı Eğitim”, birbirini tamamlayan iki olgudan oluşur.

Bunlardan birincisi, bütün halkçıların başından beri savuna geldiği eğitim olanaklarının bütün halkın yararına kullanılmasıdır. Bu, bütün çocukların ve yetişkinlerin eğitim hizmetlerine kolayca ulaşması demektir.

Halkçı eğitim, aynı zamanda, eğitimde maddi olanakları elverenlerle, bu olanakları kıt olanlar arasında eğitim hizmetlerinde çeşitli yollarla ayrımcılık yapılmasını reddeder. Herkesin kaliteli eğitimden eşitçe yararlanmasını öngörür.

İkincisi: eğitimin içeriğiyle ilgilidir. Halkçı eğitim, dinci, mezhepçi, ırkçı bir eğitim müfredatını reddeder. Eğitim alacak kişiler arasında her türlü ayrımcılığı reddeder. Bütün dünya halklarını kardeş görür ve bunlar arasında barışçı ve demokratik bir işbirliğinden yanadır.

Eğitim Girişimi, insan, çocuk ve eğitim hakkıyla ilgili uluslararası anlaşma ve sözleşmelerde belirtilen ilkelere bağlıdır.

Eğitim Girişimi, her gencin yurdunun bağımsızlığına candan bağlı ve onu kararlılıkla savunan, bilimi kendine kılavuz edinmiş, kaderini halkının kaderiyle birleştiren, halka hizmet ruhuyla donanmış, toplumcu, çalışkan, yaratıcı bir programla yetiştirilmesini savunur. Ülkemizde bu konuda ortaya konan programların ve uygulamaların mirasçısıdır ve bunların geliştirilmesine çalışır. 18 Ocak 2020” (26 Ocak 2020)

zekisarihan.com

Leave a Reply