Eğitim-İş: BİR ARADA BULUNMANIN İMKÂNSIZLIĞI


Son birkaç aydır internette “Eğitim-İş’e Emek Verenler” sayfasında yer alan tartışma, öce Ulusal Kanal, daha sonra hemen bütün televizyonlarda yer buldu. Konu Eğitim-İş Sendikasında gruplardan biri olan ve Vatan Partisi taraftarı oldukları bilinen “Hepimizin Sendikası” grubundan altı kişinin 3 Eylül’de Diyarbakır HDP önünde sürekli oturma eylemi yapan anneleri ziyareti ve grup sözcüsünün burada yaptığı konuşma.
Sendika yönetimi ve onun bağlı olduğu Konfederasyon, bu üyelerin sendika kararı olmadan bu eyleme başvurmaları ve yapılan konuşmada Konfederasyonun ve sendikanın da adının belirtilmiş olmasını sendika tüzüğündeki disiplin maddesine aykırı görerek bu üyelerin sendikadan ihracı için onları disiplin kuruluna sevk ediyor. Disiplin kurulu, ihraç kararı alıyor. Sendika bununla da yetinmiyor, Olağanüstü bir kongre toplayarak ihraç kararlarını sendikanın en üst karar organı olan genel kurula da onaylatıyor. (İhraç edilen yedinci kişinin ihraç nedeni farklı.)Haber kısa sürede Türkiye’nin gündemindeki başıca konularından biri haline geliyor. Haberlerde ihraç nedeni olarak “Diyarbakır annelerini ziyarete gitmek” olduğu ileri sürülüyor. İhraç edilen üyeler hep bu cümleyi kullanıyorlar ve kendilerini ihraç eden sendika yönetimini (dolayısıyla genel kurulunu) PKK’nın amaçlarına hizmet etmekle suçluyorlar. Bu toz duman içinde sendika yöneticilerinin sesi duyulmuyor. Nihayet sendika bir açıklama yayımlıyor ve ihraç edilenlerin, anneleri ziyaret ettikleri için değil, orada sendikadan gelmiş gibi bir dil kullandıkları için ihraç edildiklerini belirtiyor.


SORUN DERİNDE

Diyarbakır’daki ziyarette açıklama yapan Hepimizin Sendikası sözcüsünün konuşmasında disiplin konusu yapılan açıklamasındaki cümle biraz muğlak: “”Birleşik Kamu İş Sendikası içinde örgütlü Eğitim İş Sendikası içindeki Hepimizin Sendikasıyız Grubu” Bu açıklamanın bir yetki aşımı olup olmadığı tartışmaya açıktır. Bu “disiplinsizlik” görmezlikten gelinmese bile, uyarı gibi yaptırımla karşılanabilirdi. Fakat sorunun daha derinlerde yattığı bir gerçek. Ve bu Türkiye’deki temel gruplaşma ile ilgili. Bu kutuplaşmanın bir yanında AKP, MHP ve Vatan Partisi, diğer yanında ise CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve İttifaka resmen dâhil olmasa da son yerel seçimlerde İmamoğlu’na destek veren HDP var. Vatan Partisi bu ittifakı bozmak için Hükümetle birlikte her fırsatı değerlendiriyor. Eğitim-İş içindeki Vatan Partisi yandaşı grup üyelerinin partilerinden habersiz böyle bir eyleme kalkışmaları düşünülemez. Eğitim-İş Sendikası yöneticilerinin ve tabanının bu gruba tepkilerinin asıl nedeni de bu. Onlar da bu grubun sendikayı partiye bağlamak istedikleri, bu hareketleriyle sendika içinde huzursuzluk kaynağı olduklarını anlatıyorlar. Şimdi de ihraç edilen meslektaşlarıma birkaç sözüm var: Bir özeleştiri yapmayı onurlarına yediremeseler bile, sendikanın kendilerini hangi gerekçeyle ihraç ettiğini doğru olarak anlatmaları gerekir. Sendikayı bu konuda eleştirebilirler ama onun PKK yandaşı olduğu gibi haksız ve mesnetsiz suçlamalarda bunmaları Eğitim İş üyeleri ve bu sendikayı az çok tanıyanlar tarafından inandırıcı bulunmaz. İzleyebildiğimiz son tar4tışmalara göre, sorun daha da dallanıp budaklanmaktadır. İhraç edilenlerin sözcüleri, bunun bir CHP projesi olduğunu anlatmaya başladılar. İddiaya göre, Eğitim-İş’le Eğitim-Sen’i birleştirmek isteyenler varmış, Herkesin Sendikası Grubu, bu birleşmeye şiddetle karşı olduğu için öncelikle bu grubun sendikadan tasfiye edilmesi gerekirmiş.

İSTENMEDİĞİN YERDE…


İhraç edilen üyeler, yargıya başvurup geri dönmek istiyorlarmış. Bu kadar sert kavga edilen bir yere dönüp orada nasıl barınacakları merak konusudur. Haberlerden öğrendiğimize göre bu altı kişi için her beş delegeden dördü ihraç yönünde oy kullanmış. Bu büyük bir tepkidir ve tecrittir. “İstenmediğin yere gitmeye ar eyleme, istenmediğin yere gidip de dar eyleme” atasözüne uygun olarak artık o sendikada faaliyet göstermekten vazgeçmelidirler.


30 yıl önce 1990’da kurulan Eğitim-İş sendikası içinde birçok tartışmalar oldu. Gruplaşmalar yaşandı. Fakat bunların hiçbiri mahkemeye taşınmadı. Sendika yönetiminden memnun olmayan gruplar, seçimleri kazanma umudunu kaybetmişlerse istifa ettiler. Başka bir sendikaya geçtiler. Bugünkü Eğitim-İş de Eğitim-Sen’de rahat edemeyen üyelerin ayrılmasıyla kurulmuştu.


BEN DE BİR İHRAÇ YAŞADIM AMA…

Ben de sendikadan değilse de partiden ihraç edilmiş eski bir meslektaşınızım. 2011 genel seçimlerinde partinin gösterdiği ve gör4üşleri bana çok yabancı emekli bir generale değil de CHP oy verdiğim için, il disiplin kurunun kararına rağmen, Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla, hem de savunmam bile alınmadan ihraç edildim. İhraç kararı, tüzükte belirtilen sürenin çok sonrasında ancak ben sorduğum zaman gösterildi. Neyse ki bu süreç içinde gerekçelerimi belirterek kendim istifa ettim. Sizin ihraç işlemleriniz usulüne uygun olarak yapılmış. Hem Disiplin kurulunda hem genel kurulda savunmanızı yapmışsınız. Sendikada partiye göre daha gelişmiş bir hukuk varmış… İhracınıza Diyarbakır ziyareti vesile olmasaydı bile sizinle sendikalı yol arkadaşlarınız arasında her an bir fırtına kopabilirdi. Bunun için birçok vesile bulunsa da en önemli sebep, yukarıda anlattığım kutuplaşmadır. Bu zorunlu ayrışmanın önümüzdeki süreçte bütün kitle örgütlerinde hızlanarak devam edeceğini öngörebiliriz.


Bizde öğretmen sendikaları bütün öğretmenleri içinde barındırma iddiasında değildir. Eğitim-İş de ideolojik-politik tercihler üzerine kurulmuş bir sendikadır. Orada hem hükümete şiddetle muhalefet edenlerin, hem de ısrarla hükümetin politikalarını savunanların bir arada bulunamayacağı açık değil mi?
NOT: Biliyorum, bütün ülkede sinirler son derece gergin. Bu yazımdaki görüşlere not bırakacak arkadaşların cevaplarında edepli bir dil kullanmalarını şimdiden öneririm. Bize doğru yolu öfkelerimiz değil, aklımız ve mantığımız ulaştıracaktır. (25 Ocak 2020)

Leave a Reply