Biraz da ezber bozalım-13 CUMHURİYET KADINI NE DEMEK?

Biraz da ezber bozalım-13

CUMHURİYET KADINI NE DEMEK?

Zeki Sarıhan

Ortalıkta bir “Cumhuriyet kadını” lafıdır gidiyor. Cumhuriyet kadını aşağı, Cumhuriyet kadını yukarı…

Kimler Cumhuriyet kadınıdır? Şekil şemaline bakarak söylemek mümkündür ki Cumhuriyet kadını kentte oturur. Eğitimlidir. Tesettüre girmemiştir. Modern (Avrupai) tarzda giyinir. Onuncu Yıl Marşı’nı, İzmir Marşı’nı söylemeye bayılır. Parti ve derneklerin faaliyetine, balolara katılır. Genel tip böyle olmakla birlikte, başörtüsünü çıkarmasa ve biraz arkadan yürüse de da bir memur ve eşraf eşi olarak bu topluluğun ikinci halkasında yer alanlara da Cumhuriyet kadını derler. .

Bu tanımlamaya göre annem köyümüzdeki bütün kadınlar gibi, Cumhuriyet kadını olamadı. O 1916’da doğduğu yıl, babası Seferberlikte hastalanıp hava değişimine köyüne geldiğinde beşikteki kızını öksüz bırakıp ölmüştür. Çok geçmeden annesini de kaybetmiş, amcasının elinde büyümüştür. Bütün köylü çocukları gibi mahalle mektebine devam ettiyse de, iş güç içinde orada öğrendiklerini de unutmuştur. 1929’da köy camisinde açılan Millet Mektebine de gitmiştir ama köyde okunacak hiçbir şey olmadığı için Türkçe okuyup yazmayı da unutmuştur.

16 yaşındayken aynı köyden babam tarafından kaçırılmış, kalabalık bir evin gelini olmuş, 18 yaşında ilk çocuğunu kucağına almıştır. Evdeki esas işi tarla, bahçe işlerinde çalışmaktır. Taşçı ustası kocası da evin geçimine katkıda bulunmak için sık sık gurbete giderek çalışmaktadır. Buna rağmen dokuz çocuk doğurmuş, bunlardan dördü, daha yedi yaşına basmadan toprak olmuştur. Onuncu çocuğunu tarlada kazma sallarken düşürmüştür.

Mısır ununa patates ve kepek katılarak ekmek yapılan,  köye tahsildar geldiğinde evdeki birkaç hayvanın köy dışında görünmeyecek bir yere saklandığı yıllardır. Evden çarıkla çıkmakta, köyden çıkınca onu eskimesin diye çıkararak yalınayak çalışmakta, köyün içine girerken onu yeniden giymektedirler.  Bu yıllar için “Gitsin de bir daha gelmesin!” diye anmaktadır.

Dayandığı en büyük güç Allah’tır. Onun emirlerini yerine getirirse öte dünyada mutlu bir hayata kavuşacağına inanmıştır. Beş vakit namazını, orucunu hiç bırakmamış, bel çıkığı nedeniyle alçıda yattığı yıl içinde Kur’an okumayı öğrenmiş, 37 yaşındayken kaybettiği kocası başta olmak üzere her Cuma gecesi ölmüşlerinin ruhuna Yasin okumuştur.

Hayatı boyunca ağzına bir yudum içki koymadığı gibi, içki içenlerin cehennemde yanacaklarına adı gibi emindir. Onun sudan başka içkileri, ayran, pekmez sulaması, turşu suyu, şıradır.

Hiç topuklu ayakkabı giymemiş, düğünlerin kadınlara özgü şenliklerindekiler dışında hiç dans etmemiştir.

Önceleri Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin seçmeni iken evlatlarının anlatımlarına inanarak Mehmet Ali Aybar’ın, Ecevit’in partisine oy vermiştir. Buna rağmen o bir Cumhuriyet kadını olamamıştır. Ona “Cumhuriyet kadınları kimlerdir?” diye sorulsaydı, her halde “şehirlerde olur!” yanıtını verirdi. Şehrin de her yerinde değil, amir, memur, tüccar ve esnafın oturduğu semtler.

O hiç cumhuriyet kadını olmaya özenmemiştir de. Hatta Cumhuriyet kadınlarının giyim ve kuşamlarını, davranışlarını yadırgamıştır. Şu söz ona aittir: “Onlar kundura ile tıkır tıkır gezerken biz yalınayak geziyorduk.

EMEKÇİ KADIN

O Cumhuriyet kadını olamamıştır ama ocağını tüttürmeyi başarmıştır. Kocası öldükten sonra da kuluçkaya yatmış tavuklar gibi hayatta kalan evlatlarını kimseye muhtaç etmeden büyütmüş, öğrenim çağı geçmemiş olanları okutmak için deyim yerindeyse saçını süpürge etmiştir. Bunlardan devletin sürgün ettikleri, hapse attıklarına bütün analar gibi yüreği titremiş, yalnız ana yüreği taşıdığı için haklı olduklarına inanarak onlara sahip çıkmış ve moral destek vermiştir.

Yaptığımız ve herhalde herkesçe kabul gören tanıma vurursak o bir Cumhuriyet kadını değildir. Yalnızca ve sözcüğün bütün kapsamıyla bir anadır,  köylü kadınıdır. Cumhuriyet kadını ile aralarında kadınlık ve analık gibi bir ortak yan bulunsa da ona yalnızca “kadın” demek yeter. Cumhuriyet kadınlarının bir kısmının anası da onun gibidir.

“Cumhuriyet kadını” tanımlaması, “Cumhuriyet öğretmeni” gibi, ideolojik ve sınıfsal değil, bir kültürel tanımıdır ki en kestirme anlatımla “modern kadın” anlamına geliyor.  Mütarekede buna benzer “Asri Kadınlar Derneği” vardı ama bağımsızlık için sırtlarında cephane taşıyan ve kağnı kollarında can verenler Asri kadınlar değil, köylü kadınlardı.

Kadınlar arasında da bütün nüfus arasında olduğu gibi kültürel, sınıfsal farklar vardır. Bir kadın derneğinin yapması gereken kadınları kültürel özelliklerine göre değil sınıfsal özelliklerinden kavrayıp kadınların kurtuluşu ila birlikte bütün insanlığın kurtuluşuna hizmet etmektir. Böyle bir kadın örgütlenmesinin kadınlar arasında etnik ayrımlar yapması da mümkün değildir. Nerde bir ırkçı eylem varsa pankartını alıp oraya koşan kadın, Cumhuriyet kadını ise buna diyecek bir söz bulunamaz…

Öyleyse birçoklarının diline yapışmış olan bu “Cumhuriyet kadını” ifadesini bırakmak gerekir. Eğer kadınlar için bir dernek adı tercih etmek gerekse “İlerici Kadınlar Derneği” daha anlamlıdır. “Kadınlar Derneği”, “Kadın Hakları Derneği” adları da daha kapsayıcıdır. “Emekçi Kadınlar Derneği” veya şimdiye kadar kullanılmamış olan “Halkçı Kadınlar Derneği” adlarının ise sınıfsal bir içeriği vardır ki doğru anlayış budur.

Halkçı kadın, güncel sınıflama ile söyleyecek olursak başı açık veya kapalı kadın ayırımı yapmaz. Asri bir hayat tarzına mı yoksa geleneksel bir yaşam içinde mi olduğunu hesaba katmaz. Halkçı kadın, emekçi kadınların özgürleşmesi, bu yolla ve bu vesileyle bütün halkın baskı ve sömürüden kurtulması için mücadele eden kadın demektir. (22 Kasım 2017)

Fotoğraf: Köyüm Beyceli’de bir grup kadın.

 

Leave a Reply