“BULA BULA BU SOFTYI MI BULDUN?”

Sosyal Demokrasi Derneği İstanbul Şubesi, geçen hafta sonu etkinliğini ölümünün 83. Yıldönümü nedeniyle Mehmet Akif’e ayırdı. Dernek Başkan yardımcısı Ahmet Akküçük’ün yöneticiliğinde İlahiyatçı Cemil Kılıç’la ikimizin konuşmacı olduğu panelde bana verilen Konu “Kuruluş Savaşında Din Adamları ve Mehmet Akif” idi.

Kurtuluş Savaşıyla ilgili araştırmalarım sırasında hemen bütün kayakların altından girip üstünden çıktığım, ayrıca Akif’in başyazar olduğu Sıratımüstakim ve Sebilürreşat dergilerini, Akif’le ilgili başta Safahat olmak üzere birçok kitabı okuduğumdan konu hakkında konuşmak benim için çok kolaydı. 1996’da yayımlanan Mehmet Akif kitabımda da zaten görüşlerimi yazmıştım.

Mehmet Akif’in İslamcı görüşlerine sahip çıkan sağcıların her yıl artan sayıda Mehmet Akif hakkında toplantılar yapmalarını anlamak kolaydır fakat bağımsızlığı en çok savunması gereken solcuların ve sosyalistlerin Akif’ten uzak durmalarını neye yoracağız?

Bunun nedenini 1956’da “İslamcı Bir Şairin Romanı Mehmet Akif” kitabını yazan Mehmet Emin Erişirgil şöyle anlatıyor: Akif hakkında bir kitap yazmayı düşündüğünde bazı dostları “A birader, buldun buldun da bu softayı mı buldun” der gibi tuhaf tuhaf yüzüne bakmışlar.

Erişirgil çok haklı olarak birbirine hiç benzemeyen Tevfik Fikret, Prens Sabahattin, Ziya Gökalp, Memet Akif iyice bilinmedikçe o devrin fikir tarihinin yazılamayacağını, Meşrutiyet’in fikir tarihi bilinmedikçe çok zaman Cumhuriyet’teki genel düşüncenin kaynaklarını ve nedenlerini göstermenin mümkün olmadığını anlatıyor.

Nitekim son yıllarda yayımlanan bazı popüler tarih kitapları ve biyografilere bakarak fikir hayatımızın ne kadar sığlaştığını görmemek mümkün değildir.

KURTULUŞ SAVAŞINDA DİN ADAMLARI

Bir hakkı teslim etmekte yarar vardır. Kurtuluş Savaşında din duygularının ve din adamlarının büyük rolü vardır. Bu gayet normaldir. Denebilir ki Kuvayı Milliye camilerde örgütlenmiştir. Anadolu’da yapılan mitinglerde din adamları başrollerdedir. Din duygularını harekete geçirmeden veya bu duyguları örgütlemeden Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşamazdı. Mütarekede düşmanla işbirliği yapanlar arasında birkaç din adamı vardır fakat bunların oranı tüccarlardan, politikacılardan ve bürokratlardan daha azdır.  1923’ten sonraki kesin Batılılaşma (asrileşme) döneminde bu gerçek gözlerden saklanmıştır.

Mehmet Akif, hemen bütün Osmanlı aydınları gibi Abdülhamit istibdadına karşı görevini yapmış ve tarihin önüne koyduğu sınavı başarıyla geçmiştir. Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında cami kürsülerinden ve yazılarıyla da her yurtseverden beklenen sınavı başarıyla geçmiştir. Mütareke İstanbul’unda Amerikan mandacılığına kapılmayan pek az aydından biridir. Büyük Milet Meclisi açıldığında Mustafa Kemal Paşa’nın onu Ankara’ya çağırıp milletvekili yapması, İstiklal Marşı’nın ona ısmarlanmasının nedeni budur.

Türkiye’de 1925’te Tek Parti ve Tek Adam rejiminin kurulmasıyla Mehmet Akif’in susması ve yurt dışına çıkması, beklenen bir olaydı. Yeni rejimin artık ona ihtiyacı yoktu! Bununla birlikte 1936’da Mısır’dan dönüşü sonrasındaki hastalığı ve cenazesiyle ilgilenilmemesi kabul edilebilecek bir tutum değildir.

Uzun bir süredir Türkiye’de solcu aydınlarımızın ufku, alelade bir modernlikle sınırlıdır. Bu durum siyasi mücadeleye yansıdı ve Tek Parti dönemi sona ererken CHP’nin iktidardan düşmesiyle sonuçlandı. Çeşitli arayışlara rağmen parti hâlâ belini doğrultamadı.

Bir İslam reformcusu, buna karşılık ödünsüz bir bağımsızlıkçı olan Mehmet Akif’ten öğreneceğimiz şeyler ve alacağımız heyecanlar var. Beş yıl önce de onu ölüm yıldönümünde anan Sosyal Demokrasi Derneği, demek ki, diğer solculardan farklı olarak böyle bir arayış içinde. Fakat Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezinde bu yılkı dinleyici sayısının 30’la sınırlı kalması bu konuya uzak oluşumuzun da kanıtı olsa gerek. (25 Aralık 2019)

zekisarihan.com

Leave a Reply