ÇOK ÖZLEDİM!

Zeki Sarıhan

Ne zaman arabamla, otobüsle, trenle dağları, belleri aşsam, Vasfi Mahir Kocatürk’ün gençlik yıllarında belleğime yer etmiş romantik şiiri gelir.

Güzel yurdun dağlarını
Uzaktan göresim gelir
Keskin esen yellerine
Kendimi veresim gelir.

Gözümde tüter damların,
Sakız kokulu çamların,
Türkü söyler akşamların; 
Bana kendi sesim gelir.

Ben o yerleri çok özledim. Oralar, o köyler, o kasabalar, ören yerleri, durup dinlenmeden denizlere ulaşmaya çalışan ırmaklar elbette insanlarıyla güzeldi. Tarladan ineciğini eve götüren Balkan göçmeni göçmen kadınları, odun yüklü eşeğinin arkasında evine giden köylüler, kepeneğiyle sürüsünün başında bir çoban, öğretmen derneklerinde yurdumuzun ve insanlarımızın kurtuluşunu dert edinmiş, hararetle tartışan öğretmenle, halk pazarlarında ellerindeki fillerle tezgâhları gezen köylüler… Hepsini çok özledim.

Kapıyı çekip çıksam diyorum. Çorum’da  Cemal Türkmen’i bulsam, Hitit Ören yerlerini birlikte gezsek, Amasya’da Mehmet Menekşe’yi arasam, boz bulanık akan Yeşilırmak kenarında tarihi konakların arkasındaki yolda volta atsak, Havza’da sendika şube başkanı Nazım Mutlu gene orada olsa, gazeteci Oğuz’a da haber verse, oturup sohbet etsek.

Hamamayağı’ndan  Lâdik yoluna sapsam, altı gençlik yılımın geçtiği Akkpınar’ı bir daha gezsem, öğretmenlerimin ve arkadaşlarımın hayaliyle birlikte dolaşsam, Köy Enstitüsü müdürü Nurettin Biriz’in adını taşıyan “Biriz” çeşmesinden eğilip bir avuç su içsem, Köy Enstitülerini araştıran Fy Kırby ile spor alanının kenarına oturup dertleşsek,

Samsun’da, yıllardır görmediğim ilkokul öğretmenim Kâzım Genç’in elini öpsem, Gazeteci Cemil Baskın’ı dinlesem, Üniversitede felsefeci Hasan Aydın’la derin konulara dalsak, Atatürk heykeli önünde fotoğraf çektirsem,

Terme’yi, Ünye’yi ve Fatsa’yı bu kez transit geçerek Perşembe’nin Mersin köyünde eski okul müdürüm Ali Öndeş’in deniz kıyısındaki evin bahçesine otursak, ballı dutlarından atıştırsam,

Efirli Cezaevine uzaktan el sallasam. Ordu Öğretmenevi’nde can arkadaşlarım, Hüsamettin Yaylaçiçeği, Muzaffer Şenyurt, Kadir Akbal, Galip Şahin, sendikacı Hikmet Pala ile oturup memleket meselelerini konuşsak. Soğuk hücrelerinde misafir edildiğim Emniyet Müdürlüğünün önünden nanik yaparak geçsem,

Bulancak yolun üstünde. Ne olurdu Enver Sipahioğlu ve Nuri Osman Apaydın sağ olaydı. Şimdi orada yalnız Süleyman Çelebioğlu var. Onunla Giresun Kalesine çıkıp Karadeniz’i seyretmek ne güzel olurdu! Topal Osman hakkında da konuşurduk. Öğretmen Gürsel Şahin acaba gene Giresun’da mı? Sorar öğrenirdik.

Espiye’de okul arkadaşım Hasan Mandal da genç yaşında öldü. Armelit dolambaçlarını ağır ağır insem, Espiye’nin Kaşdibi köyünde Fatma ablanın ebelik yaptığı tarihteki komşularına bir merhaba deyip kahvede tanışıklık versek. Orada acaba gene erkekler bütün gün kahvede otururken tarla işlerini kadınlar mı görüyor?

Beşikdüzü’nü kurucu müdürü Hürrem Arman’ın ve ilkokul öğretmenlerim Burhan ve Elmas Mutlu’nun anısıyla gezsem,

Trabzon, benim belleğimde Sömürücülere karşı Savaş gazetesini çıkaran TİP’li Atilla Aşut ile birleşmiştir. Uzun Sokak’taki evinin odaları tavana kadar gazetelerle, dergilerle doluydu. Sümele Manastırı’nı bir daha görmek iyi olurdu.  Hıristiyanları kayanın  böğründe bu sığınağı yapmaya zorlayan şartları düşünürdüm.

Çay kokusunun sindiği Rize’de mutlaka yağmur yağıyordur. Olsun! Memleketimin yağmuru da bin bereketin kaynağıdır. Hopa’dan içeriye saptığınızda küçücük Borçka’dan geçer, vadi boyunca ilerleyip Artvin virajlarını tırmanırsınız. Bu kent, dağın başında bir kuş yuvası gibidir. Top oynayacak bir düzlüğü yoktur. Topu kaçırırsanız onu Çoruh nehrinde yakalayabilirsiniz!

Ardanuç’ta hızar atölyeleri kereste biçer. Oradan Yalnıççam Dağlarına tırmanır, tarak gibi çam ormanlarında reçine kokuları içinden geçer, Bilbilan Yaylasında soluklanırsınız. İkindi vakti, Ardahan’dasınızdır. Bütün Caddeleri doksan derece birbirini kesen Rus yapımı bu kentin terk edilmiş kalesine bir soluk çıkar, Kars’a giden bir kamyonun arkasına atlarsınız. Ardahan gibi iki katlı muntazam caddelerden ve sokaklardan meydana gelmiş bu kente ben iki kez gittim. Biri 1966’da, diğeri de 2007’de. Beni Üniversite’de konferansa çağıran, Kars’ı, Susuz’daki eski Cılavuz Köy Enstitüsünü, Ani Harabelerini gezdiren Erdoğan Karaşah hâlâ orada mıdır?

Kars’tan Iğdır’a geçer, yol üstünde Küllük Köyüne uğradıktan sonra Iğdır’da okul ve hapishane arkadaşım Akay Aktaş’ı bulurdum. Türkiye karanlıklar içindeyken Aras’ın öte yanında gece pırıl pırıl elektrikleri yanan Ermenistan’ın gene Aydınlıklar içinde mi olduğunu gözler, Ağrı’nın buluttan bir ayla ile çevrilmiş  doruğunu seyrederdim.

Ali Kamerli Köyünden Ağrı Dağı (1966)

Buradan Küllük’te ebe Fatma ablamı da alıp güneye doğru yolculuğa devam ederdim.. (22 Ocak 2019)

Leave a Reply