DENİZE DÜŞEN…

CHP’nin düzenlediği Suriye Konferansı, umarım aşağıdaki anlayışın da dile getirilmesine vesile olmuştur.

Yılan hikâyesine dönen Suriye sorununda can sıkıcı birçok husus var.

Bunların en başında egemen bir ülkeye, başka devletlerin müdahalede bulunarak ülkenin rejimini değiştirmeye, hatta bu ülke topraklarını nüfuz bölgesi gibi adlarla şurasından burasından el koymaya kalkmasıdır.

SURİYE SURİYELİLERİNDİR

Antiemperyalist bir bağımsızlık savaşıyla kurulan ve bunu yüz yıldır övünç vesilesi sayan bizim gibi bir ülkenin buna şiddetle itiraz etmesi gerekir. Suriye Suriyelilerindir ve ayrıca nasıl bir rejim içinde yaşayacaklarına Suriyeliler karar verir. Bir ülkenin rejimi hoşumuza gitmeyebilir. Bunu ileri sürerek başka bir ülkenin iç işlerine karışmanın, dünyaya çeki düzen verme hevesinin sonu yoktur.

Türkiye’nin nasıl bir rejim altında bulunacağına da bu ülkede yaşayan bizler karar veririz. Hangi bahaneyle olursa olsun, başka bir ülkenin Türkiye’ye karşı kuvvet kullanması kabul edilebilir bir tutum değildir. Bu ilke başka ülkeler için de geçerlidir. Bu nedenledir ki, savaş politikasını savunanlara “Ne işin ver Suriye’de, Irak’ta?” diye sorup duruyoruz.

Ülkemizde antiemperyalistlerinin canını sıkan başka bir durum da Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’de PDY’ye yaptığı silah yardımı ve IŞİD’e ve Suriye Hükümetine karşı mücadele adı altında PYD ile kurduğu ittifaktır. Suriye’de Kürtler için bir bağımsız veya özerk yurt kurmak isteyen Kürtler, nasıl olur da dünyanın bir numaralı emperyalist devletiyle ittifak kurabilir, hatta onun himayesini kabul edebilir? Belli ki, denize düşen yılana sarılmıştır.

“AÇILAN KAPILAR ŞAHA GİDELİM”

Bir ülkede yaşayan ve azınlıkta kalan bazı din ve millî azınlıkların başka bir ülkeden medet ummaları yeni değildir. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle doludur.  Başka bir devletten medet ummak ve hatta o devletin işgal hareketine ses çıkarmamak, bu kabil olgulardandır. Osmanlı devletinin daha beylikler döneminde Batıya doğru kolayca genişlemesinde, Bizans halkının ağır vergiler altında ezilmekte oluşunu, bu nedenle Rumların Osmanlıların fetih hareketine direnmediklerini bizim tarihçiler yazıyorlar.

Aynı olay Osmanlıların gerileme döneminde tersine dönmüş, Balkanlardaki azınlıkların Osmanlı’dan kurtulmak için büyük devletlerden medet ummasıyla da yaşanmıştır. Yunanlılar, Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar, Müslüman Osmanlılardan daha önce modernleşme sürecine girmiş ve Osmanlılardan kurtularak bağımsız bir devlet kurmak istemişler, bunun için Avrupa devletlerini yardıma çağırmışlardır. Araplar da Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı İngiliz ve Fransızlara başvurmuşlar, onların yardımına başvurmuşlardır. Bir süre onların mandası altında yaşadıktan sonra bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğunu kurtaracak tek çözüm, demokratik bir federasyona gütmekti. Devlet buna yanaşmayınca azınlıklar tek tek ayrılarak kendi devletlerini kurmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Alevilerin, devletten zulüm gördüğünü, buna karşılık zaman zaman ayaklandıklarını biliyoruz. Türkiye’deki Aleviler, Şii İran’a sempati ile bakıyorlardı. Pir Sultan Abdal’ın “Açılan kapılar Şah’a gidelim” dizesi, bu tercihi ifade ediyordu.

Bir devlete karşı diğer bir devletten yardım beklemek yakın tarihimizde Türkiye için de geçerlidir. Birinci Dünya Savaşı’nda emperyalist İtilaf Devletleri bloğuna savaş açan Türkiye, öteki emperyalist Almanların himayesine sığınmış, savaşı Alman komutanların idaresinde ve Alman silahlarıyla yürütmüştür. Mütareke döneminde ülkenin parçalanma tehlikesine karşı Amerikan mandasının talep edilmesi, bu seçeneğin saf dışı kalmasından sonra Sosyalist Rusya ile İttifaka geçilmesi aynı nedenledir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Rusların Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istediği gerekçesiyle Amerikan himayesinin kabul edilmesiyle, bugün Suriye Kürtlerinin Amerika’dan külliyetli miktarda silah yardımı alması arasında benzerlik vardır. Amerika Türkiye’nin her yanını üslerle donatmışlardı. 1965’te askerliğimde kullandığımız silahlar Amerikan malıydı. Askere dağıtılan peksimetler de Amerika’dan gelmeydi…

SURİYE’YE DÜŞEN GÖREV

Suriye Kürtlerinin Amerika ile ittifakını önlemek, Suriye Hükümeti’nin elindedir. Suriye, kendi vatandaşlarından bir kısmının başka bir ülkeden medet ummasına yol açan uygulamalardan vazgeçerek Kürtlerle birlikte antiemperyalist bir cephe kurmalıdır. Bu ihtimal zaman zaman gündeme gelse de, Suriye Hükümetinin inadı yüzünden gerçekleşememiştir.  Suriye Hükümetinin ABD’ye karşı Rusya’ya yaslanmaktan başka, Kürtlerle ilgili de bir planı olmalıdır.

21. Yüzyılın bu ilk çeyreğinde ayaklarını uzatacak bir yurttan yoksun bırakılan ve ordan oraya sürülmekte olan Kürtlerle ilgili bu politika uzun süre geçerli olamaz. Şüphesiz ki Amerikan emperyalistlerinin Ortadoğu’da bir bölgeyi himayelerine alması, uzun süre devam edemez. Suriye’de Amerika,  Rusya ve öteki ülkeler geçici, Araplar ve Kürtler kalıcıdır. Amerikalılar, nasıl İncirlik üssünü boşaltacaklarsa Kuzey Suriye’den de çekileceklerdir.

CHP’nin 28 Eylül günü İstanbul’da düzenlediği Suriye Konferansı umarım ki bu anlayışı da kapsamaktadır.  Tarihin ders olarak verdiği yüzyılımızın akıl ve mantığı bunu gerektirmiyor mu? (29 Eylül 2019)

Leave a Reply