VALLAHİ BIRAKMAM!

Son yıllarda birçok cezaevi yapıldığı halde, tutuklu ve mahkûmların sayısı o kadar artmış ki, Hükümet yeni bir infaz yasası hazırlayarak cezasının yarısını yatanı salma hazırlığı yapıyor.

Bir ülkede cezaevlerinin dolu olması iki şeye bağlıdır. Ya rejim kökten değişmiştir ve yeni rejim ayakta kalmak için muhaliflerden mümkün olduğu kadar fazla insanı içeri atmıştır, ya da ülkenin düzeni bozuktur, kanun ve nizam ayaklar altındadır, gücü gücü yetene girişmektedir.

Türkiye’de hapishanelerin insan alamayacak hale gelmesinin nedeni, her iki durumunda yaşanmakta oluşudur. Gelir düzeyi yüksek, sınıflar arasındaki farkın dengeli ve herkesin bir işi olduğu, hak ve özgürlüklerin geçerli bulunduğu ülkelerde cezaevlerinde gardiyanlar sinek avlarlar.

Hükümetin ise bu konularda önlemler almaya hiç de niyetli olmadığı görülüyor. Bir yandan cezasının yarısını yatan kişileri salıvermeye hazırlanırken öte yandan başta cumhurbaşkanına hakaret suçlaması olmak üzere art arda siyasi davalar açılıyor.

Öyle anlaşılıyor ki, her ailenin kaderinde ev halkından hiç değilse birinin hayatında bir kez cezaevinde yatmak vardır! Diğerlerinin ömürlerinin bir bölümü de cezaevi yollarında ve kapısında geçer.

KAT’İYYEN BIRAKMAM!

Bazı mahpuslar vardır ki, hükümet tarafından çok tutulurlar. Salıverildikten bir süre sonra, çoluk çocuğunu öpüp koklamadan yeni bir suçlamayla içeri alınırlar. Hatta bazıları cezalarını tamamlasalar veya infaz yasası gereğince dışarıya çıkmaya hak kazansalar bile haklarında alelacele bir tutuklama kararı daha çıkarılır. Bu durum onların hükümet tarafından çok “tutulduğunun” kanıtıdır!

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Demirtaş-cezaevinde.jpg

Hani misafirliğe gidersiniz de kalkma zamanınız gelmiştir, “Ben artık” gideyim” diye kalkmaya yekinirsiniz. Ev sahibi eliyle omzunuza bastırır ve “Olmaz, misafirim olacaksın, zaten her zaman gelmiyorsun. Seni bırakmam!” der. Gene de gitmeye kalkarsanız ev sahibi “Vallahi bırakmam!” diye bir de yemin eder. İşte o zaman ister istemez yatıya kalmaya mecbur olursunuz.

Bazı ev sahipleri de vardır ki, misafire kalma teklifini o kalktıktan ve kapıdan çıktıktan sonra yapar. “Kalsaydın!” der. Hatta bu sahte teklifini yol ayrımına vardığınızda sizi uğurlarken “Kalsaydın!” diye tekrar eder. Böylece hem misafir severliğini ifade etmiş, hem de bunu önlemiş olur! 

Hükümetimizin Selahattin Demirbaş’la ilgili kararı, onu çok “tuttuğu” için birinci cinsten bir tekliftir. Teklif de değil karardır. Adam tam cezaevinden çıkacağı zaman omuzlarından bastırmış “Vallahi bırakmam!” demiştir.

YERLİ VE MİLLÎ HUKUK

Bu “Bırakmam!” sözünü onun davasına bakan yargıçlardan önce Recep Tayyip Erdoğan söylemiş ve bu kararını televizyonlardan ilan etmiştir. O istediği için savcıya da alelacele bir yeni iddianame hazırlamak, yargıca da tutuklama kararı vermek kalmıştır…

Bazıları, tutuklanacak kişiyi aynı zamanda bir parti başkanı olan cumhurbaşkanının açıkladığı başka bir ülke yok diye isyan etse de Türkiye’nin yeryüzündeki başka hiçbir ülkeye benzemediğini, “millî ve yerli” bir hukuk sistemiyle yönetildiğimizi unutuyorlar. Hep biz başka ülkelerden alacak değiliz ya, biraz da onlar bizden alsın! Osmanlı devletinin klasik döneminde de böyle değil miydi? Padişah istediği kelleyi almıyor muydu?

Hükümetin Demirtaş’ı neden bu kadar “tuttuğunu” elbette anlıyoruz. O değil miydi “Seni başkan yaptırmayacağız!” diyen. Böyle diyen ve bunun başarılmasında katkısı olan birinin öyle üç beş yıl “misafirlik”le kurtulması mümkün mü? Dahası var: HDP Demirtaş’la bir Türkiye partisi olmayı kanıtlasa, Türklerle Kürtlerin dargın olan kesimleri de barışsa, millet huzur içinde yaşasa, hükümetin başı nasıl tahtında oturacak? (26 Eylül 2019)

Leave a Reply