KARGAYA BOKUN İLAÇ DEMİŞLER…

Zeki Sarıhan

Parlamenter sistemin ortadan kaldırıldığı, hak ve özgürlüklerin ayaklar altıma alındığı, kazanılan seçimlerin keyfi bir biçimde iptal edildiği bir dönem yaşıyoruz.

23 Haziran’da tekrar edilecek İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri,  yönünü Ortaçağ’a dönmüş bir iktidardan kurtuluşun başlangıcı olacak. Muhalefetin bu sonucu elde etmek için bütün güçleriyle seferber olduğu, sandık başına gitmeleri için seçmenlere yalvardığı, nerdeyse çamurdan seçmen yapmak istediği bu koşullarda Türkiye Komünist Partisi sandık başına gitmemeye karar vermiş!

TKP, 31 Mart seçimlerinde Belediye Başkan adayı çıkarmış, fakat Hükümetin talimatıyla Yüksek Seçim Kurulu seçim sonucunu iptal edince, adayının 23 Haziran için yarıştan çekildiğini açıklamıştı. Gerekçe olarak da Belediye Başkanlığının Ekrem İmamoğlu’ndan kanunsuz bir biçimde alındığını belirtmişti. Kamuoyu, bu açıklamayı TKP’nin 23 Haziran’da İmamoğlu’na oy vereceği biçiminde yorumlamış, seçimden çekilen diğer muhalifler gibi TKP’yi de takdir etmişti.

Meğer TKP, adayını seçime sokmama kararı almakla birlikte, seçimde sandığa gidip gitmemeye, kime oy vereceğine karar vermemiş imiş. Seçime birkaç gün kala oturup tartışmışlar ve sandığa gitmeme kararı almışlar! Hani derler ya “Kargaya bokun ilaç demişler, gitmiş denizin ortasına sıçmış!”

Bununla birlikte bu bir seçimi boykot çağrısı da değilmiş… Bir siyasi parti, kendi aldığı tutumu herkese önermez mi? TKP’nin bu tutumu, kararı alan parti yöneticilerinin de kafasının karışık olduğunu gösteriyor.

23 Haziran seçimi için her bir oy önem kazanmışken TKP’nin bu tutumu kendisi nasıl açıklarsa açıklasın, iktidar partisinin desteklenmesi anlamına geliyor.

DOST ACI SÖYLER

TKP’li dostlar için bunları yazmaktan üzgünüm. Fakat durumu açıklayacak ne başka bir deyim, ne de başka dil var. Dost acı söyler.

Bu tutumuyla TKP, Türkiye’nin geleceğinde alacağı role de büyük gölge düşürmüştür. Çünkü 1919’dan beri kullanılan ve “Sosyalist” adıyla da faaliyet gösterilen partileri başarıya götürecek olan bizatihi adları değil, topluma önderlik yapabilmek için uyguladıkları strateji ve taktiklerdir. İktidara geldikleri bütün ülkelerde komünist, sosyalist veya işçi, emekçi, halk partileri, toplumun önüne o günün ihtiyaçlarını hesaba katan strateji ve taktikleriyle geçmiştir. Bugün İmamoğlu’nu desteklemeyi reddeden TKP, yarın halkın emekçi sınıf ve tabakalarını hangi politikasıyla çevresinde toplayacaktır?

TKP’nin açıklamasından çıkan ana fikir, “İmamoğlu kazansın ama ben onun yanında görünmeyeyim. Onun başarısına ortak görünmeyeyim. Çünkü o benden farklıdır. Komünist adıma leke sürülmesin” anlayışıdır.

Yaklaşık yüz yıldır CHP politikalarıyla kavgalı olan HDP bile, fiili ve siyasi engellemelere rağmen bu seçimde iktidar bloğunu geriletmek için doğru bir tutum almıştır. İYİ Parti canla başla muhalefetin başarısı için çaba göstermektedir. Bütün demokratlar ve sosyalistler aynı tutumu almışken TKP’nin bundan yan çizmesi, çocukça bir mızmızlıktan öte, siyasi bir körlüktür. “Dünya yansa bir kalbur samanı yanmaz” denilen boş vermişliğin ve umursuzluğun bir örneğidir.

TKP’nin bu tutumu bana 1973 genel seçimlerinde Aydınlıkçıların tutumunu hatırlattı. 12 Mart faşizminin cezaevlerine doldurduğu devrimcilerin salıverilmesi için Bülent Ecevit kan ter içinde çalışırken Aydınlıkçılar, devrimci değil reformcu olduğu gerekçesiyle CHP’ye oy vermeyi reddetmişler ve sandığa gitmemişlerdi. Af yasası çıkıp Mamak’tan köyüme ulaştığım zaman anneme tutumumuzu anlattığımda beni nasıl da ayıplamıştı.  

Armudun sapı, üzümün çöpü var diyerek kimseyle ittifak yapamayanlar, yarın kendilerine müttefik olacak kimseyi bulamazlar.  (19 Haziran 2019)

zekisarihan.com

Leave a Reply