SEVGİLİLER GÜNÜ ÇİÇEĞİ

S

Zeki Sarıhan

Dün 14 Şubat Sevgililer Günü idi.

Ben evde “hiçbir şeyden habersiz” sakin sakin çalışırken bizimki öğle vakti işyerinden telefon etti.

“Sevgililer günü kutlu olsun!” dedi.

Dilinin altında ne olduğunu şıp diye anladım.

“Sana ne alayım?” diye sordum.

“Çiçek al” dedi.

“Öğleden sonra bankaya gideceğim. Buralarda bir çiçekçi bulursam alırım” dedim.

Hiç böyle kolay teslim olmazdım. Sabah sağ tarafımdan kalkmış olmalıyım. 

İki gün önce cebimdeki bütün parayı bulaşık makinesi tamircisine verdiğim için hiç param yoktu. Arabanın sigorta poliçesi de 1.300 lira tutmuş. Cumartesi onu da ödeyeceğimden bankamatikten yeteri kadar para çektim.

Bankanın bulunduğu işyerinin önündeki bir parselde bahçivan çiçeklerle uğraşıyordu. Bakıp bakıp iç geçirdim.

“Kardeş dedim, bizimki çiçek istiyor. Senin çiçeklerin de çok güzel. Şuradan birkaç tanesini söküp bir demet yapasım geliyor.”

Hiç oralı olmadı. “Metronun çıkışında satıyorlar” dedi. Tam o sırada karşıda “Çiçekçi” yazan bir levha gördüm. Belli ki bugün için demet yaptıkları çiçekler dükkânın dışına taşmıştı.

“Kim bilir bunlar kaç paradır” diyerek yaklaştım. Benim gibi iki erkek müşteri daha sıra bekliyordu.

“Kardeşler” dedim. “Bugün önemli bir gün. Hanımlarımız için hiç bir fedakârlıktan kaçınmamalıyız. Ne de olsa onlara çok şey borçluyuz. Yemeklerimizi yapıyorlar, evimizi temiz tutuyorlar…”

“He valla” dedi birisi. Bugün çiçek götürmezsek akşam evde çıngar kopar.

Demetlerden birini gözüme kestirdim. Çiçekçiye “Bu kaç para?” diye sordum.

“70 lira!” dedi. Hayretten ağzım açık kaldı.  “Daha ucuzu yok mu?” diye sordum. En ucuzu bunlarmış.

Çiçekçilerden biri çiçeği yeniden sarıp sarmalarken bonkör bir adam edasıyla bir 100’lük uzattım. O sırada içerideki güllere gözüm ilişti. Merakımdan sordum: “Bunlar kaç para?”

“Yüz lira” dedi, çiçekçi. Tek bir gül 100 lira!

“Nerden geliyor bu güller?”

“Amerika’dan!”

Ağzım açık kaldı.

Akşam üzeri, bizimki metroya binerken onu son durakta almamız için telefon ettiğinde ilk sözüm “Çiçek hazır!” oldu. Üzerimden bizim köydeki Ulucak gibi büyük bir yük kalkmış gibiydi! Neme lazımdı? Eşim mi daha değerliydi, 70 lira mı?  Bu yetmiş lira bir günlük fındık yevmiyesinden daha pahalıydı. Bununla bir köy düğünü davetlilerini doyuran 70 ekmek alınırdı. Ama olsun…

Oldum olası, yaş günü, analar günü, babalar günü gibi kutlamalara içim ısınmadı. Ya çiçek masrafı çıkar, ya da dışarıda yemek zorunluluğu.

Mısır ekmeği, kara lâhana ile büyümüş olan ben, çeşitli vesilelerle yaş pasta kesilmesine de her zaman karşı olmuşumdur. Hem pasta kandaki şekeri artırmaz mıydı?

Buna rağmen geçmişte benim eşime çiçek götürdüğüm zamanlar olmamış değildir. Ben bu çiçekleri mağaza açılışları veya kongrelere gönderilen ayaklı çiçek tablalarından söküp demet yapmışımdır.

İlk bakışta “Hangi dağda kurt öldü?” diyen bizimki, bu çiçeklerin saplarının kuru çalılar olduğunu görünce “Senden de ancak bu beklenir” der gibi surat asmıştır.

Akşam, şehirde doğup büyümüş ressam akrabam Hakan, başka bir konuda telefon ettiğinde “Bugün eşine çiçek aldın mı?” diye sordum.

“Evde bulunan bir çiçeği verdim” dedi.

“Fark etmedi mi?”

“Etmez mi, az daha demeti suratıma fırlatıyordu!”

Şaka mı söylüyordu, yoksa bu huy akrabalıktan mı geçiyordu anlamadım.

Şimdi ben köy çocuğu olup kentli kızlarla evlenmiş arkadaşlarımın Sevgililer Gününde ne yaptığını merak ediyorum.

Köylülüğü hâlâ devam mı ettiriyorlar yoksa benim ehlileştiler mi? (15 Şubat 2019)

 zekisarihan.com

Leave a Reply